#31807
Anonim
Pasif

@halleluya 11317 wrote:

Reddedildiğimize inanıyoruz.
Yinede reddedilme duygusunu kabul ettiğinizde ne olur?
Bu yalana inandığınızda neler olur?
İşte o zaman güvenliğinizin bir parçasının elinizden alınmasına sebep olursunuz.
Kendinizi aşağılık duygusunun egemen olduğu benliğinizle başbaşa bulursunuz.
Üzüntü ve hayal kırıklıklarıyla yüzleşirsiniz.
Hayal kırıklıkları ve aşağılık duyguları sinsice sizin özgürlüğünüzü alt edip, sizi kuşatır ve sizi yönetmeye başlar.
Sonuçta emin olduğunuz şeylerden artık emin olamazsınız.
Güvenliğiniz yok olduğu gibi, kimliğinizin de yok olma tehlikesiyle karşılaşabilirsiniz.
Kendinizi yalnız, çaresiz, dışlanmış, ezik, tehlikede ve ikinci sınıf biri gibi hissedersiniz.

Tüm bunların sonucunda ise, kendimizi acıma duygusuyla başbaşa buluruz.
Umutsuzluk yaşamımıza girer.
Özdenetimimizi yitirir, dünyamızı karartır, kendimizi perişan hissederiz ve tüm çözümler bize olumsuz bir yaklaşımmış gibi gelir.
Kendi yaşamlarımızın değerini unutur, değersiz olduğumuz düşüncesiyle başbaşa kalırız.

Reddedilişimizi umursamayız.İnsanlar tarafından hayal kırıklığına uğramışızdır.
Hala sahip olduğumuz güvene tutunmak yerine, farklı yollardan sevincimize degerler yükleme çabaları içerisinde buluruz kendimizi.
Nasıl mı; alkol, uyuşturucu, kendi kendine yeterli olma, seks, tatlı yiyecekler, abartılı yemekler gibi ayartılarla karşılaşırız ve mutluyuz sanırız kendimizi.
Aynı zamanda hobiler, ruhsal yada dünyasal işlerde fazla çalışma, aşırı dinlenme, müzik de sıralanabilir.

Tüm bunlar gerçekle yüzleşmeme ve kaçış ortamlarıdır.
Umursuzca yaşar ve günümüze umursuzca devam ederiz.

Arkadaş;

Sanki benim hayat kitâbımı okumuşsun.

Şikâyetleri olan adam doktora gidiyor. Doktor, “Bunlar yaşadığın hayatın karşılığında çekeceğin sıkıntılardır; sabredeceksin, katlanacaksın” diyor.

Adam sonra başka bir doktora gidiyor. O Doktor; “Şikâyetlerinin kaynağı yine san ait olan yanlışlardır. Yanlışların şunlar ve şunlar. Bunları düzeltmeye gayret et. Diğer sıkıntıların kaynağı dışımızdaki etkenlerdendir. İşte bunlara karşı akıllı, tedbirli ve sabırlı olmalı ve dua etmelisin.”

Okuyanlar bilirler de, lâtife kâbilinden vaktiyle işittiğim bir fıkrayı aktarcağım. Bu mevzûya uygun düştüğünü zannediyorum.

Memleketin birisine muazzam yağmurlar yağmış. Bir âfat, bir fırtına; ortalığı seller kaplamış. Herkes evinin damına çıkmış. Kurtarma görevlileri bu insanları âfet bölgesinden uzaklaştırmak için seferber olmuşlar.Tam herkesi kurtardık zannederken bakmışlar ki, uzakta bir evin çatısında yaşlı bir adamcağız oturur. Hemen bot ile yanına varmışlar. Ekipten birisi, “Hadi amca bey. Burada kimse kalmadı. senide alalım.” demiş.

Adam;“Ben Rabbime yıllarca hizmet ettim o beni kurtarır.”

Ne kadar uğraşılsa da adam gelmek istememiş. Daha sonra helikopter ile kurtarmaya çalışmışlar; yukarıdan merdiven sarkıtmışlar yine red.

Nihâyet sular yükselmiş ve adam boğulmuş . Hikâye bu ya;diğer tarfta adam Tanrının huzuruna çıkarılınca sitem etmiş.

“Tanrım ben sana güvendim ama, sen beni kurtarmadın.”

İlâhi bir ses gerçeği anlatmış.

“Önce bot gönderdim binmedin. Peşinden helikopter gönderdim; onu da kabul etmedin. Hem nimetlerimi görmek istemiyor, hem de şikâyet ediyorsun.”

Tanrıdan hesap sorulmaz. Onun üzerimizdeki nimetlerini görmeli, tercihlerimizi doğru yapmalıyız.