ANASAYFA Forum DİNLER, MEZHEPLER, İNANÇLAR… Roma Katolikliği Protestanlarla Katolikler Arasindaki 10 Fark Re: Protestanlarla Katolikler Arasindaki 10 Fark

#28194
Anonim
Pasif

BU KONUDA SİZE ŞU CEVABI VEREBİLİRİM

Katolik Kilisesi’nin papanın yanılmazlığına dair öğretisi genellikle Kilise dışındaki diğer topluluklar tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Kendilerini “Kitap Ehli Hristiyan” olarak adlandıran tüm Protestanlar her nedense papanın “yanılmazlık” karizması ile “günahsız, mükemmel olma” yı hep birbirine karıştırırlar. Papa hakkında böyle bir şeyi biz de kabul ediyor veya edebilir değiliz çünkü onlara göre Katolikler papanın günah işlemediğine veya işleyemeyeceğine inandığını sanırlar. En azından karşı çıkmaktan çekinen kimi diğer topluluklar da, papanın böyle bir hakka veya özeliğe sahip olması gerektiğini ancak bu güce muska vari bir şekilde sahip olduğunu düşünürler.

Papanın yanılmazlığına dair inancın yanlış ele alındığını belirtmiştik, bu yüzden bu yanılmazlığın ne olup ne olmadığını tam olarak ele almamız gerekir. Yanılmazlık günah işlememek değildir. Aynı şekilde yalnızca papaya ait bir karizma da değildir. Gerçekten de yanılmazlık yalnızca papa değil tüm tinsel bir birlik içerisinde dinsel bir doktrini bir var olan bir gerçek gibi öğreten tüm episkoposlarda vardır. Bu durumu Kilise’ye dair bahşettiği “Sizi dinleyen beni dinlemiş olur” (Lk.10:16) ve “Yeryüzünde bağlayacağınız her şey gökte de bağlanmış olacak” (Mt.18:18) şeklinde Havarileri’ne ve dolayısıyla onların halefleri olan episkoposlara bir söz veren İsa’nın kendisinde görmekteyiz.

II. VATİKAN’NIN AÇIKLAMASI

II. Vatikan Konsülü yanılmazlık doktrinini şu şekilde ifade etmiştir : “Episkoposlar kişisel olarak yanılmazlık imtiyazına sahip olmasalar da, yine de Mesih’in doktrinini yanılmaz bir şekilde bildirebilirler. Bu böyledir ve bundan dolayı episkoposlar; ahlakın ve inancın yapısının nasıl olması gerektiğini öğretirken kesin olarak aynı noktada uzlaşmak şartıyla, Petrus’un halefleri sıfatıyla bağlı oldukları ve Petrus vasıtasıyla sahip oldukları kendi aralarındaki birliğe olan bağlılıklarını, dünyanın dört bir yanına dağılmış olsalar da devam ettirirler. Bu yetkinin nasıl olduğu, evrensel Kilise’nin tinsel yönden ve inanç yönünden yargı ve öğretilerini ifade ettikleri ekümenik bir konsülde bir araya geldiklerinde daha net bir şekilde ortaya çıkar. Bundan dolayıdır ki tanımlamaları ve açıklamaları olması gereken inançla bir bütün oluşturmaktadır. (Lumen Gentium 25)

Episkoposların başı olan papa özel bir yolla bu yanılmazlığa sahiptir. (Mt.16:17-19; Yhn.21:15-17) II. Vatikan’da belirtildiği gibi “yanılmazlık, papanın sahip olduğu üstün görevinde en büyük hoca ve çoban olarak tüm imanlıların inancını pekiştirmek kullandığı bir karizmadır (Lk.22:32), bu yolla nihai olarak ahlak ve inanç doktrinini eksiksiz bir şekilde, ardılı olduğu Petrus’a verilmiş olan söze o da sahip olduğundan Kutsal Ruh’un yardımıyla ilan eder.”

Papanın yanılmazlığı, Kilise’de birden bire ortaya atılmış ve kabul edilmiş bir doktrin olmaktan ziyade zaman içerisinde daha açık bir şekilde anladığımız ancak temeli, dayanmış olduğu ilk Kilise’nin dolaylı olarak belirttiği bir doktrindir. Aslında bu doktrin Petrus ayetlerinde yatar ; bunlar Yhn.21:15-17 (“Koyunlarımı otlat…”), Lk.22:32 (“İnancın sarsılmasın diye senin için dua ettim”) ve Mt.16:18 (“Sen Kayasın…”).

MESİH’E DAYANIR

Mesih İsa, “tüm gerçeğe yöneltsin” diye (Yhn.16:13) Kutsal Ruh’un himayesi için söz verdiği Kilisesi’nden öğrettiklerini duyurmasını emretti (Mt.28:19-20). Bu dayanak ve Mesih tarafından verilen garanti ile Kilise ve hatta kişisel olarak Katolikler asla Mesih’in imanından düşmeyecektir (Mt.16:18, 1 Tim.3:15).

Hristiyanlar Papa’nın önderliğini ve Kilise’nin otoritesini daha iyi bir şekilde öğrenmeye başladıkça papanın yanılmazlığını daha net anlamaya başladılar. İman anlayışındaki bu gelişme aslında ilk Kilise’de daha belirgindir. Bir örnek verecek olursak Kartacalı Kyprianus, 256 yılları civarında yazdığı bir yazısında bu yönde bir soru sorar ; “Sapkınlar, Apostolik (Havarisel, havarilere dayanan) inanca dayanan ve hiçbir yanlışın asla gelemeyeceği Petrus’un o büyük mevkisine mi karşı gelmeye cesaret edecekler? (Mektuplar 59 [55], 14). Bu inancı Agustinus beşinci yüzyılda en özet şekilde “Roma konuştu, dava karara bağlandı” diyerek belirtir (Vaazlar 131, 10).

BİR KAÇ AYDINLATMA

Yanılmaz bir beyan – ister bu beyanı tek başına papa tarafından, ister ekümenik bir konsül tarafından ve ister yüzyıllar boyu süre gelen Kilise’nin yetkisi altında bir öğretimle yapılsın – genellikle bazı doktrinsel sorunlar gündeme geldiği zaman yapılır. Katoliklerin tamamına yakını, hemen hemen bütün doktrinlerin hiçbirinden şüphe duymaz.

Kateşizme şöyle bir baktığımızda çok sayıda doktrin dikkatimizi çeker ama bu doktrinlerin çoğu resmi papalık beyanı değildir ama aslında Kilise’nin olağan öğretisine dahil olan veya ekümenik bir konsül tarafından yanılmaz bir beyanla beyan edilmiş kimi konulara ilgili bu beyanlardan bir kısmına dair, ikircilik yaratmaksızın ihtimalle bir papanın bir veya daha fazla yanılmaz beyanı bulunmaktadır.

Bazıları bu noktada skandallar içerisinde yaşamış bir papanın nasıl olup da yanılmaz olduğunu sorarlar. Doğru görünen bu itiraz elbette ki, yanılmazlık ile kusursuzluğun birbirine karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Bir papanın hiç günah işlemeyeceğine veya önderi olduğu diğerlerine kötü örnek olmayacağına dair bir garanti yoktur. (Doğruyu söylemek gerekirse ne mutlu ki tarih boyunca papalıkta çok çok büyük bir oranda garantisi olmayan bu kutsallık gözlenmiştir, “kötü papalar”gelmişse de çok nadir olarak o mevkii de bulunmuşlardır.)

Kimileri diğerleri ile ters düşecek olursa bir papada yanılmazlığın nasıl bulunacağını merak ederler. Bu da yine, ahlaka ve inanca dair resmi öğretiye dinsel bir başvuruda kendini gösteren yanılmazlığın, disiplin ve yönetim kararları veya ahlak ve inanca dair resmi nitelik taşımayan emirlerde de bulunduğuna dair yanlış inanıştan kaynaklanır. Bir papanın kişisel teolojik düşünceleri yanılmaz değildir, yanılmaz olan Mesih’ten süre gelen değişmez ve şaşmaz olan öğretiye ait, dinsel beyanlarıdır.

Genel olarak yanılmazlık konusuna dair yanlış anlamalar mevcuttur, genelle aynı şekilde düşünmeyen Protestanlar ve Müjdeciler bile sıklıkla yanılmazlığın anlamının, bilinmesi ihtiyacı duyulan gerçekleri daha doğru öğretmek için papalara verilmiş bir lütuf olduğunu düşünürlerse de, bu düşünceye de tam olarak doğru denemez. Çünkü yanılmazlık, ne papaya neyin doğru olduğu noktasında yardım eder ne de papaya gerçeğin ne olduğunu “esinler”.

PETRUS YANILMAZ DEĞİL?

Papaya dair yanılmazlık noktasında Protestanların en çok üzerinde durdukları ve hoşlarına giden Kutsal Kitap örneği, Petrus’un Antakya’da İsrail’den gelen orada bulunan Yahudileri gücendirmemek için putperest kökenli Hristiyanlarla yemek yemeği reddetmesidir. (Gal.2:11-16) Bundan Pavlus da onu azarlar. Bu şimdi papalık yanılmazlığının olmadığını mı göstermekte? Tam olarak değil. Petrus’un hareketi disipline dair bir konuydu, yoksa ahlak veya inanca dair değil. Çünkü oraya Yahudiler gelene kadar yemek yiyordu. Dahası sorun Petrus’un yaptıklarıydı, öğrettikleri değil. Pavlus, Petrus’un doğru inanca ve öğretiye çok iyi bir şekilde sahip olduğunu itiraf eder (Gal.2:15-16). Buradaki örnekte ahlak ve inanca dair bir beyanda bulunup, öğretisel bir şey yapmamaktadır.

Protestanlar bile kabul etmelidir ki Petrus bir şekilde yanılmazlığa sahipti çünkü Petrus’un Yeni Ahit’te iki adet mektubu bulunduğunu unutmamalıdırlar. Sonuçta Antakya’daki davranışları hem sahip olduğu yanılmazlık ile çelişmiyor, ne de genel yanılmazlığa zıt bir durum teşkil ediyor.

Tarihe dönersek, belirli “papa hataları”nın Kilise tarafından kritiğinin yapıldığını görürüz. Papa Liberius, Vigillius ve Honorius’un tartışmaları gerçekten de üç davaya dönüştü. Davalar hemen tam da istedikleri gibi tüm yanılmazlık karşıtı papa muhaliflerinin davasına döndü. Protestanların favori davası Papa Honorius’a ait olandır. Onun, inancımıza aykırı bir görüş olan, Mesih’in iki öze (hem ilahi hem insan) değil de, bir tek (ilahi) öze sahip olduğuna dair – tüm ortodoks Hristiyanların inandığı şekilde – bir inancı (Monotelitizm) öğrettiğini söylerler.

Detayları burada yok ama I. Vatikan’da, yanılmazlığın betimlenmesi konusundaki beyanda, genel hatlarıyla hiçbir davanın bu konuya karşıtlık oluşturmadığına dair not düşmek yeterli olacaktır. (cf. Pastor Aeternus 4).

“Kitap Hristiyanları” tarafından papanın yanılmazlığı konusunun reddi nedeni Mesih’in göze görünür bir Kilise kurmadığı düşüncesidir, bunun anlamı başları papa olan episkoposların hiyerarşisine inanmazlar.

Ayrı bir bölüm konusu olan Kilise’nin göze görünür yapısının neler olduğunu ayrıntılı bir şekilde bu konu içerisinde anlatmaya yer yok ama Yeni Ahit’in bize gösterdiği şekilde havarilerin Mesih’ten aldıkları talimatlarla kendilerinden sonra gözle görünür bir organizasyon kurduklarını ve daha ilk yüzyıllardaki tüm Hristiyan yazarların – daha doğrusu Protestanlar ortaya çıkana kadar neredeyse tüm Hristiyanların – Mesih’in kurup devam ettirdiğine inandığına dair birkaç noktaya değineceğiz.

Bu eski inancın bir örneği Antakyalı İgnatyus tarafından veriliyor. Yaşamış olduğu ikinci yüzyılda İzmir’deki kilisede yazdığı mektupta “Episkopos her nerede görünürse, Katolik Kilise’de bulunan Mesih İsa orada görünmüş gibi halk da orada olsun” (İzmirlilere Mektup 8, 1, [İ.S.11] ).

Eğer Mesih böyle bir organizasyon kurduysa, kendisi dünyadan ayrıldıktan sonra öğretisini değişik yollarla bütünüyle koruyan bu tanımlamanın da devamlılığını hiç şüphesiz sağlayacaktır.

Mesih’in mesajının muhafazasının ve devamlılığının; tümüyle Kilise’ye ait olup özünde Mesih tarafından liderler olarak atanmış olan episkoposlar – (özel olarak) papa – yoluyla ve yanılmazlık lütfu ile garantiye alınması, episkoposların ardılları oldukları havariler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Papanın öğreti hataları bütünüyle Kilise’nin kendi mutlak varlığına bağlı olan bu karizma ile Kutsal Ruh tarafından korunmaktadır. Eğer Mesih söz vermiş olduğu gibi cehennemin kapıları Kilisesi’ne karşı duramayacaksa, bunun için, büyük bir hataya düşüp Mesih’ten uzaklaşması riskinden tamamen korunmuş olması lazımdır. Bunun böyle olduğu, kurtuluşla ilgili olan meselelerde sağlam bir şekilde kendini ispat etmektedir.

Elbette ki bu yanılmazlık; kişisel olarak bir papanın, gerçeğe dair öğretideki “ihmalkarlığına” veya günahsız olacağına veya yalnızca insan aklı yoluyla alınan disiplin kararlarına dair bir garanti içermemektedir. Ama papa, Kilise’nin temel amacını oluşturan kurtuluşla ilgili olarak talimatlarıyla dosdoğru öğretmelidir.

Korunan Mesih inanlıları, üzerine Mesih’in öğretisinin kaynağı olan gerçeğin yükseldiği sağlam bir kayaya güvenebilmelidir. Ve bu da, bu yanılmazlığın neden var olduğunun nedenidir.

Matta 16:18b deki ayette cehennemin kapılarının Kilisesi’nin karşısında duramayacağını Mesih söylediğinden, Kilisesi de varlığını asla yitirmeyecek demektir. Ama eğer Kilise sapkın öğretilerle Mesih’ten dönecek olsaydı, Mesih’in Kilisesi olmasını gereken Kilise varlığını devam ettiremeyecekti. Bundan dolayıdır ki Kilise, gerçeğe inanma yolunda beyanlarıyla sapkınlık öğretme imkanına sahip değildir. Bu aynı gerçek Havari Pavlus’un ifadesinde de Kilise, “gerçeğin direği ve dayanağı” dır (1 Tim.3:15). Kilise bu dünyadaki dinsel gerçeğin dayanağı olduğundan, Tanrı kendi sözcülerine sahiptir. Mesih İsa’nın havarilerine söylemiş olduğu gibi “Sizi dinleyen beni dinlemiş olur, sizi reddeden beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni göndereni reddetmiş olur.” (Lk.10:16)