#28570
Anonim
Pasif

IMG]http://www.haberbusiness.com/img/kose_yazar/hasan_cemal.gif[/IMG]
Hasan CEMAL
Milliyet

Rakel’in çığlığı hâlâ kulağımızda çınlıyor!

Başbakan Erdoğan’ın türban yasağı konusunda sergilemeye başladığı enerjik, kararlı tutumu izlerken, aklıma 301 takılıyor.
İkisi de demokrasiyle ilgili.
İkisi de özgürlüklerle ilgili.
Ama iki farklı tavır söz konusu.
Başbakan Erdoğan türban konusunda ne kadar istekliyse, 301’e o kadar uzak, mesafeli duruyor.
Neredeyse iki yıldır böyle.
AKP hükümeti bu maddenin köklü biçimde değiştirilmesi ya da toptan kaldırılması konusunda iki yıldır ipe un sermiş durumda. Bu açıdan herhangi bir kuşku taşımıyorum.
Başbakan Erdoğan, ifade özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren, varlığı ve uygulamalarıyla Türkiye’de ‘linç kültürü’nü de, ‘düşmanlık kültürü’nü de, ‘muhbirliği’ de besleyen 301 meselesini bunca zamandır parmağının ucuyla tutuyor.
Şu da sorulabilir:
Erdoğan, türban yasağını yüreğinde bu kadar hissederken, 301’den kaynaklanan sıkıntı ve acıları bugüne değin ne kadar hissetti, ne kadar anlamaya çalıştı?..
Bilemiyorum.
301’i belki de bir demokrasi klişesi olarak gördü, o kadar; meselenin özünü içselleştirmek için herhangi bir çaba sarfetmedi.
Kim bilir, belki de kimilerinin belirttiği gibi böyle bir derdi yok Sayın Başbakan’ın… Yine kimilerinin son zamanlarda sorduğu gibi, “AKP de devletleşme sürecine mi girdi?” yoksa…
Bunu da bilemiyorum.
Bazı AKP kurmaylarının basına yansıyan, “301 kimsenin umurunda değil!” tarzındaki sözlerini anımsayınca, bir şiir okuduğu için hapishaneden geçmiş bir siyaset adamının, iktidara tırmandıktan sonra hak ve özgürlüklerle ilgili duyarlığına vuran gölgeler insanın kafasını kurcalıyor.
İki yıldır 301’e bir türlü kıyamayan iktidar sahiplerinden bir ara çok sık duyardık:
“Uygulamayı bekleyin. 301’den dolayı hapse düşen kimse yok!”
Sonra Hrant Dink öldürüldü.
Cengiz Çandar’ın AKP’nin önde gelen bakanlarından birine yönelik şu sözünü anımsıyorum:
“Evet, 301’den dolayı hapiste yatan yok, ama toprağın altında yatan var!”
Tam bir yıl geçti.
Hâlâ karanlıktayız.
Dink cinayeti aydınlanmış değil.
Bu yüzden, Hrant’ın sevgili eşi Rakel’in çığlığı bir yıl sonra hâlâ kulağımızda çınlamaya devam ediyor:
“Ah kardeşlerim! Yaşı kaç olursa olsun, bir zamanlar bebek olduğunu biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşim.”
Sorguladık mı bu karanlığı?
Hayır.
Soruşturma güven vermedi mi?
Hayır.
Dava süreci güven veriyor mu?
Hayır.
Dink ailesiyle avukatlarının Başbakanlığa gönderdikleri koca bir klasördeki ‘ihmaller listesi’ne göz atınca, soruşturma ve dava sürecinin neden güven vermediğine ilişkin o kadar çok örnek var ki, insanın adalete olan güven duygusu maalesef bir kez daha köreliyor.
Belki daha kötüsü:
“Yargı gerçekten demokrasi ve hukuktan mı yana?” sorusu gelip çengelini zihinlere asabiliyor.
Ne yazık!
“Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz” diye yazan Hrant Dink’e kıyabildiler.
Tarihten gelen acını, yasını anlıyorum, paylaşıyorum sevgili kardeşim.
Ve seni özlüyorum.
Başka ne diyeyim ki?..

19.01.2008

MİLLİYET