#31214
Anonim
Pasif

Objektif tartışma

Bazen bizler gerçekten hiç dikkat etmiyoruz. Saatlerce konuşuyoruz, tartışıyoruz aslında konuştuğumuz tartıştığımızı zannediyoruz.
Aradan bir çok zaman geçiyor ve neyi tartıştığımızı bile yada esas tartışma konumuzu bile unutuyoruz. Çünkü tartıştığımız çoğu zaman tartıştığımız konudan ziyade devreye kendi benliklerimiz, psikolojilerimiz, yeterlilik yada yetersizliklerimiz devreye giriyor.
Dolayısı ile esas tartışılan konu havada kalıyor hatta karşı taraf sizin esas söylemek istediklerinizi duymuyor bile. Size oluyor mu bilmem ama bazen ben konuşuyor, konuşuyorum ama gerçekten de karşımdaki kişinin demek istediklerimi hiç anlamadığını hissediyorum.

Aslında en etkin bir biçimde bir tartışmaya girmek yine etkin bir biçimde dinlemeyle bağlantılığıdır.
Öncelikle karşıda konuşan yada tartışmayı ortaya atan kişinin ne söylemek istediğini tam anlamak gerekmektedir.
Çünkü ortaya atılan konunun ne olduğunu, neyin sorgulanıp, neye cevap arandığı net olarak anlaşılırsa ancak o zaman sizin o konu üzerindeki görüşleriniz açıkça karşıya sunulacaktır.
Böylelikle anlamak ve anlaşılmak için büyük zamanlar harcamaksızın en azında temel konu irdelenmiş olacaktır.

Biz bu yönteme sübjektif olmayan yani objektif tartışma yöntemi diyelim.
Yani önce bırakın karşınızdaki neyi anlatmak istiyorsa, sormak istiyorsa, ifade etmek istiyorsa tam olarak ifade etsin..
Siz sabredin, etkin bir biçimde dinleyin ve ön yargılarınızı ayıklayın ve ondan sonra net bir biçimde yalnızca esas ortaya atılan konuya olan görüşlerinizi, cevaplarınızı verin bakın o zaman bütün tartışmalarınız ne kadar başarılı, etkili ve hatta olumlu sonuçlar doğuran tartışmalar olacaktır.
Aksi takdirde sübjektif yaklaşımlarınız kendi yetenekleriniz, yada yeteneksizlikleriniz, psikolojik hissedişleriniz karşı taraf konusundaki ön yargılarınız her şeyi etkileyecek ve sonunda esas konu yerine benlikler, kişilikler tartışmaya girişecek ve sonuçta tabiki baştan kayıp olmuş olacaktır.

Kelam bu nedenle çok net olarak “Dinle İsrail” gibi bir uyarı ifadesi ile Tanrı’nın o muhteşem RAB’liğini, Tek’liğini ilan etmektedir.
Çünkü bu ifadenin iyi anlaşılması için iyi bir biçimde iki kulakla dinlemek gerekmektedir.

Tanrı bize bu nedenle iki kulak vermiş bir ağız vermiştir.
Yani konuşmadan önce iki kez dinlememiz gerekmektedir.
Tanrı müjdesini başkalarına anlatırken bile genelde hep biz haklı, hep bizim dediğimiz doğru, sanki kurtarıcı Mesih İsa değil de bizmişiz gibi bir eda ile yaklaşmaktayız.
Bu nedenle de kelamın o muhteşem öğretisini “Dinle İsrail” ifadesindeki öğretisini görmemezlikten gelmiş oluyoruz.
Dolayısı ile Tanrısal sevgiyi, anlayışı, merhameti, dokunuşu, Tanrı’nın Ruh’unun işlemesini bir kenara koyarak yalnız kendimiz konuşmayı hedeflemiş oluyoruz.
Dolayısıyla da sonucu kendimiz belirlemeye kalktığımız içinde çoğunlukla hüsrana uğramış oluyoruz.