ANASAYFA Forum HRİSTİYAN YAŞAMI VE UYGULAMALARI Dua E-Kitap: DUA EDELİM.. Watchman Nee Re: E-Kitap: DUA EDELİM.. Watchman Nee

#31846
Armagan
Anahtar yönetici
Alacaklı (Düşman)

Dul kadının nasıl bir alacaklısı (düşmanı) vardıysa, Mesih inanlısı olan bizlerin de bir alacaklısı (düşmanı) vardır. Bizim düşmanımız şeytanın kendisidir. Şeytan kelimesinin anlamı zaten ‘düşman’ demektir: ‘… düşmanınız olan şeytan…’ (1 Petrus 5.8). Bu nedenle bizler düşmanımızın kim olduğunu çok iyi bir şekilde anlamak ve tanımak durumundayız. Yargıç olan Tanrı’ya nasıl yaklaşacağımızı ve düşmanımız olan şeytanı O’na nasıl şikayet edeceğimizi ancak o zaman bilebiliriz. Bizimle şeytan arasındaki bu düşmanlığın nereden kaynaklandığını incelemeye kalkışacak olursak, o zaman bunun gerisinde uzun bir hikayenin var olduğunu görürüz. Kısaca özetleyecek olursak, bu düşmanlık Adem ile Hava ile cennette, Aden Bahçesi’nde başlamıştır. İnsanın günaha düşüşünden sonra Tanrı şöyle dedi: ‘…………Tekvin 3:15). Şeytan biz insanları yaralamıştır yaralamasına, ama Tanrı hem bizim yüreğimizde şeytana karşı, hem de şeytanın yüreğinde bize karşı bir düşmanlık yerleştirmiştir.
Burada Tekvin kitabında sözü edilen ‘kadının tohumunun’ Rab İsa Mesih’e işaret ettiğini biliyoruz. Rab İsa Mesih ile şeytan birbirine ta başlangıçtan beri düşmandırlar. Be bu durum Tanrı’nın Kendisi tarafından belirlenmiş olan bir durumdur. Rab İsa Mesih’e iman eden bizler O’nun tarafındayız. Bu nedenle Rabbimizin düşmanı, elbette bizim de düşmanımız olacaktır. Ya da, Rabbe düşman olan şeytan, Rabbe iman eden bizlere de düşman olacaktır. Bu gayet doğal bir sonuçtur. Şeytan Rab İsa’yı kendi düşmanı olarak görmekte, dolayısıyla Rabbe iman eden bizleri de kendisine düşman olarak saymaktadır. Ama Rab İsa Mesih’e iman etmeyenler ise Kutsal Kitap’ta ‘şeytanın çocukları’ olarak adlandırılırlar (Yuhanna 8:44), ve şeytan kendisine ait olanları doğal olarak çok sever. Ama bizler Rab İsa Mesih’e iman ettik ve O’nunla bir olduk diye; işte sırf bu yüzden, Rab İsa Mesih’e olan düşmanlığı nedeniyle şeytan, bize de düşman olmuştur.
Bu düşmanlık günden güne daha da derinleşen bir düşmanlıktır. Düşman, bu kadar güçlü olduğundan, ve bizler bu dul kadın gibi güçsüz ve çaresiz olduğumuzdan, bizi ezmek ve sindirmek için elinde olan her şeyi kullanır ve bizi büyük zararlara uğratır. Evet, bizler onun elinden o kadar çok zarar görmüşüz ki, inanlıların şeytanın hilelerine nasıl kandıklarını yeterince güçlü şekillerde vurgulayamıyoruz! Ve bu zararların yeri doldurulamazsa, bu zararların intikamı alınamazsa, o zaman sonsuza dek bu zararları görmeye devam edeceğiz. Ne yazıktır ki çok sayıda Mesih inanlısının şeytanın bu tür hile ve düzenlerinden haberleri dahi yoktur!

Şeytan ve Yandaşları

Öyküdeki alacaklı kişi olan düşman bu dul kadına nasıl kötülük yaptıysa, şeytan da bugün biz Mesih inanlılarına benzer kötülükler yapmaya devam etmektedir. Kim bilir, onun elinden bizler ne sıkıntılar yaşadık! Elbette, şeytan bize zulüm çektirdiğinde bunu bize göstere göstere yapmaz, ne de kendini belli eder. O her şeyi ya insanları, ya da birtakım şeyleri kullanarak gerçekleştirir. O hiçbir zaman olayların gerisinde olan kötü adam rolünde görünmek istemediğinden, tüm niyet ve planlarını kendi izleyicileri yoluyla gerçekleştirmeyi tasarlar. O perde arkasındaki azmettiricidir, yani asıl suçlunun kendisidir! Şeytan ilk işinde nasıl bir yılan biçiminde kendisini gösterdiyse, bugün de kendisine uygun bir kamuflaj mutlaka bulacaktır. Şeytanın bu tür hileli davranışları nedeniyle ne yazıktır ki birçok Mesih inanlısı kardeşimiz gerçek düşmanımızın kim olduğunu hala anlayabilmiş değildir!
Şeytan bazen çeşitli hastalıklara veya ağrılara neden olarak inanlıların bedenlerini zayıflatır (Bkz. Elçiler 10.38); ama bazı inanlılar bunun gerisinde şeytanın bir parmağının olabileceğini düşünmek istemediğinden, bunun sıradan bir yorgunluk veya vücüdun bir zayıflığı olduğunu düşünürler. Sırf bu noktada dahi inanlılar onun elinden ne büyük sıkıntılar çekmektedir!
Bazen düşman, bu dünyanın inançsız kişilerini inanlılara zulmetsinler diye kışkırtır (Bkz. Vahiy 2.10). Bunun sonucu olarak da inanlılar içinde yaşadıkları toplum, arkadaş çevresi ya da aile bireyleri tarafından saldırıya uğrarlar. Buna rağmen bu inanlılar bu saldırıların, insanların Rab İsa’ya olan düşmanlığından kaynaklandığını düşünerek, saldırıları aslında şeytanın kışkırttığını görmezler.
Bazen şeytan, inanlılara, bulundukları ortamlarda çalışarak çeşitli zorluklar ve tehlikeler getirir. Sık sık imanlıların arasında yanlış anlaşılmalar yaratarak aralarındaki ilişkileri ve dostluklatı yıkmak ve onları acılara ve gözyaşlarına sokmak ister.
Bazen de şeytan imanlıların maddi kaynaklarını keserek onların yoksulluk çekmesine ve hatta açlık çekmesine neden olur. Yine başka zamanlar onların ruhlarına büyük baskılarda bulunarak onların depresyona girmelerine, kendilerini huzursuz ve amaçsız hissetmelerine neden olur. Bazen imanlıların iradelerini etkiler, onların serbest kararlar alabilmelerine engel oarak ne yapacaklarını bilmedikleri bir hale gelmelerine neden olur. Ya da inanlıların yüreklerine saçma sapan korkular sokar. Yine şeytan bir sürü şeyleri onların üzerine yükleyerek onların güçsüz ve halsiz kalmalarını sağlar, onları uykusuz bırakarak iyice yıpranmalarına neden olur. Ya da onların düşüncelerine kirli veya karışık düşünceler sokarak onların direnme gücünü zayıflatır. Nur meleği şekline girerek imanlıları aldatır ve onları yoldan çıkartır.
Şeytanın yaptığı bütün işleri burada sıralayacak değiliz. Kısaca söylemek gerekirse, iblis imanlının ruhsal veya fiziksel olarak acı çekmesi için, günaha düşmesi için, zarar veya kayıp görmesi için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır. Ne yazıktır ki imanlıların çoğu şeytanın avcunda tutsak olduğu ve acı cektiği halde bunun farkında bile değildirler. Başlarına ne gelirse gelsin, bunun doğadan kaynaklanan bir sonuç olduğuna, kazayla meydana geldiğine veya insanlardan kaynaklandığına inanarak, birçok doğa olaylarının gerisinde şeytanın etkisinin olduğunu, birçok kazanın gerisinde şeytani planlar bulunduğunu ve birçok insani ilişkilerde düşmanın kötü planlarının yattığını kabul etmezler.

Düşmanın Kimliğini Öğrenin

Artık önümüzde duran en önemli şey,düşmanımızın kim olduğunu öğrenmektir. Bize karşı duran, bize bu kadar çok acı ve sıkıntı çektiren düşmanımızın kim olduğunu mutlaka öğrenmemiz ve bilmemiz gerekmektedir. Bizler genellikle çektiğimiz sıkıntıların insanlardan kaynaklandığını düşünürüz. Ama Kutsal Kitap bize şöyle der: ‘Çünkü güreşimiz kana ve ete karşı değildir; ama hakimiyetlere karşı, yetkilere karşı, bu çağın karanlığının dünya yöneticilerine karşı, göksel yerlerdeki kötülüğün ruhsal güçlerine karşıdır’ (Efesliler 6:12). Bu nedenle her ne zaman insanların elinden zulüm ve baskı görürsek, et ve kanın (insanların) gerisinde şeytanın ve ona ait karanlık güçlerin iş başında olduğunu ve olaylara yön verdiklerini hatırlamalıyız. Tanrı’nın çalışmasını, her şeyin gerisindeki şeytanın hileli oyunlarından ayırt edebilecek ruhsal sezgiye sahip olmamız gerekmektedir. Neyin doğal, neyin doğaüstü olduğunu birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor. Şeytanın hiçbir gizli oyunu gözümüzden kaçmasın diye, ruhsal alemle ilgili bilgileri öğrenmek için kendimizi tamamen Ruhun denetimi altına bırakmalıyız.
Eğer durum böyleyse, genellikle normal bir sonuç veya kaza sonucu olduğunu düşündüğümüz olayların gerisinde şeytanın işbaşında olduğunu farketmemiz gerekmez mi? Şeytanın aklımızı karıştırmak için bize her fırsatta saldırdığını ve bizi sıkıştırdığını artık görmemiz gerekiyor. Geçmişte bize acı çektirenin o olduğunu bilmeden, onun eli altında bu kadar çok acı çekmiş olmamız gerçekten de acınacak bir şeydir. Şimdi artık bizim bugün acilen yapmamız gereken en önemli şeylerden bir tanesi, acımasızlıgından dolayı şeytana karşı yüreklerimizde derin bir nefret oluşturmaktır. Şeytana karşı nefretimizin çok derin olması bizi ürkütmesin. Bizim kazanma olasılığımız ortaya çıkmazdan önce yüreğimizde, bizi bir daha rahatsız etmesine izin vermeyecek bir kararlılıkla, şeytana karşı nefret dolu bir tutum oluşturmamız gerekmektedir. Şeytanın elinden çektiklerimizin, intikamı mutlaka alınması gereken elemler olduğunu anlamamız gerekiyor. Şeytanın bize yaptıkları onun yanına kar kalmamalıdır. Onun bize elini bile sürmeye hakkı yokken bakın bize neler neler yapıyor ve bizler hala uyuyoruz. Bu tamamen bir haksızlıktır. Göz yumarsak biz kaybederiz. Türkçede bir deyim vardır, ‘Burnundan fitil fitil getirmek!’ diye.. İşte, bizim böyle bir kararlılıkla şeytanın bize yaptıklarını fitil fitil burnundan getirmemiz gerekmektedir! Ne yapıp yapmalı, şeytanı bize yaptıklarından dolayı mutlaka cezalandırmalıyız!

İntikam Çağrısı

Evet, bu dul kadın çok sıkıntılar çektikten sonra sürerkli olarak hakime geldi ve haklarının kendisine geri verilmesini istedi. Bizim de bu şeyi yapmayı öğrenmemiz gerekmektedir. Bizler ruhsal davalarımız için dünyasal hakimlere, savcılara gidip onlardan bir şey talep etmiyoruz. Biz göklerdeki Babamız olan Hakime gidiyoruz. ‘Çünkü savaşımızın silahları bedensel değildirler’ (2. Korint. 10:4) ve bu yüzden şeytanın elinde alet olan insanlara karşı hiçbir yersel silah kullanmamalıyız. Tam tersine, onlara karşı sabırsızlık, kızgınlık ve hatta düşmanlık göstereceğimize, şeytanın elinde birer alet oldukları için onlara acımamız gerekmektedir. Ruhsal savaşta dünyasal silahların hiçbir işe yaramadığını iyice anlamalıyız. Bunlar sadece herhangi bir işe yaramamakla kalmazlar, ama bunları kullananlar kuşkusuz şeytan tarafından da alt edilirler.
Ruhsal silahlar, İncil’de Efesliler 6. Bölümde okuduğumuz gibi, çok çeşitlidirler. Bu silahlar arasında en etkilisi, 18. ayette söz edilen dua silahıdır. Evet, gücümüzün olmadığı ve düşmanımızın elinden haklarımızı kendi başımıza alamadığımız bir gerçektir. Ama bir şey yapabiliriz: Tanrı’mıza dua edebilir ve haklarımızı bizim için düşmanımızın elinden O’nun almasını isteyebiliriz. Dua, düşmanımıza karşı kullanabileceğimiz en etkili hücum silahımızdır. Dua yoluyla bizler savunma hattımızı hiç zarar vermeden koruyabiliriz. Dua yoluyla düşmanımıza saldırabilir ve onun planlarına, işlerine ve gücüne büyük zararlar verebiliriz. Bu dul kadın kendi başına, kendi gücüyle böylesine haysiyetsiz bir düşmanın karşısında asla duramayacağını ve onu alt edemeyeceğini çok iyi biliyordu. Bunun gibi, eğer Tanrı’nın evlatları olan inanlılar, kendi başlarına hareket ederek dua etmezler ve Tanrı’nın gücüne sarılmazlarsa ve Tanrı’dan düşmanı azarlamasını ve düşmandan haklarını geri almasını istemezlerse, o zaman onlar da düşmanın ateşli oklarına hedef olup yara alabilirler. Bu benzetme yoluyla Rabbimiz İsa Mesih bizlere, gece gündüz Tanrı’ya durmadan dua ederek O’dan düşmanımızı cezalandırarak elinden haklarımızı geri almasını istememizi öğretmektedir.

Şeytana Karşı Duran Dua

Kutsal Kitap bize, şeytana karşı durabileceğimiz birçok açıklamalarda bulunur. Bu tür duaları nasıl yapacağımızı öğrenebilmemiz için Kutsal kitap ayetlerinden bazılarını ele alacağız.
Tekvin kitabının üçüncü bölümünde Tanrı’nın, şeytanı yaptığı ilk kötülükten sonra nasıl cezalandırıp lanetlediğini hatırlıyorsunuzdur. O göksel lanetlemede Tanrı, şeytanın başının Rab İsa Mesih tarafından ezileceğini açık bir şekilde önceden haber vermişti. Buna göre her ne zaman şeytanın eli altında sıkıştırılıp elem görürsek, şeytana verilmiş olan cezayı bir avantaj olarak kullanabilir ve Tanrı’ya şöyle seslenebiliriz: ‘Ey Allah, şeytanı tekrar lanetle! Öyle ki, yapmak istediği şeyleri yapamasın. Sen onun başını Aden bahçesinde ezdin. Lütfen onu tekrar azarla ve lanetle. Onu çarmıhın gücünün altına getir ve onun her türlü hareketini durdurarak tamamen etkisisz bir halede tut.’ Şeytanın en çok korktuğu şey, Tanrı’nın lanetidir. Tanrı tarafından lanetlendiği anda şeytan, bize zarar vermeyi artık bir daha göze alamaz!
Markos İncili’nin birinci bölümünde görüyoruz ki, Rab İsa Mesih kötü ruhları kovduğu zaman onların konuşmalarına izin vermemiştir. Bu nedenle şeytan insanlara şiddet dolu veya yanlış anlamaya yönlendiren kışkırtıcı sözler söylettiği zamanlarda, Rab’den şeytanın ağzını kapamasını ve bu insanlar aracılığıyla konuşmasına izin vermemesini isteyebiliriz. Bazen bizler İncil’i vaaz ederken veya insanlara öğretirken, Rab’den, Rab’den, şeytanın, bizi dinleyen kişilere Tanrı’nın Sözünden şüphe duysunlar ya da bu Sözlere karşı dursunlar diye fısıldamasını yasaklamasını isteyebiliriz. Kutsal kitap’taki Daniel ile Aslanlar Çukuru hikayesini hatırlıyorsunuzdur. Orada söylenen dualardan bir tanesi var ki, gerçekten çok etkilidir. ‘Ya Rab, aslanların ağzını kapat; onun senin halkına zarar vermesine izin verme!’ Matta 12. Bölümde de Rab’bimizin dua konusunda söylediği şu çok güzel sözlerle karşılaşıyoruz: ‘Ya da biri güçlü adamı önce bağlamadıkça, güçlü adamın evine nasıl girip malını yağma edebilir? Önce bağlar, ondan sonra onun evini yağma eder.’ (Matta 12:29). Burada Rabbimizin sözünü ettiği ‘güçlü kişi’ şeytandır. Şeytanı yenebilmemiz için onu ilkin bağlamamız ve bu şekilde etkisiz bir hale getirmemiz gerekmektedir. Elbette bizim güçlü adamı bağlamaya ve onun işlerimize yaptığı saldırıları azaltmaya kendi gücümüz yetmez. Ama dua ederek, duamızda Rab’den şeytanı bağlamasını ve onu etkisiz hale getirmesini isteyebiliriz. Her yeni işe başlayışımızda şeytanı dua yoluyla bağlarsak, bizim kazanmamız kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle her zaman, ‘Bu güçlü adamı bağla!’ diye dua etmeliyiz.
‘Günah işleyen iblistendir, çünkü iblis başlangıçtan beri günah işliyor. Allah’ın Oğlu bunun için, yani iblisin işlerini mahvetsin diye ortaya çıktı’ (1. Yuhanna 3:8).
Şeytanın bir şeyler yapmaya başladığını farkeder etmez şöyle bir dua edebiliriz: ‘Ey Allah, Oğlun İsa Mesih, şeytanın işlerini açığa vursun diye ortaya çıktı. Sana ne kadar teşekkür etsek azdır. Çünkü O, şeytanın işlerini gerçekten mahvetmiştir. Ama şeytan şu anda yine çalışıyor. Lütfen şeytanın hayatlarımızdaki işleyişini yok et. Onun bizim işlerimiz üzerindeki kötü etkisini tamamen ortadan kaldır. Onun kötü hilelerini çevremizden tamamen uzaklaştır ve onun her türlü işleyişini darmadağın et!’ Bu yönde dua ederken herbirimiz, içinde bulunduğu ortama, şartlara, durumlara uygun şekillerde dua etmelidir. Şeytanın bizim kendi hayatımızda, ailemizde, işimizde, okulumuzda, içinde yaşadığımız toplumda veya genel olarak ulusumuzun içerisinde çalıştığını görürsek, Tanrı’dan şeytanın yapmakta olduğu bu işi yok etmesinive şeytanı etkisiz bir hale getirmesini isteyebiliriz.
İncil’in Yahuda Mektubunda Baş Melek Mikail’in şeytana söylediği şu sözler yazılıdır: ’Rab seni azarlasın!’ (Yahuda, ayet 9). Bu sözler söylendikten sonra şeytan daha fazla karşı durmaya cesaret edemedi. O halde bu aynı sözleri şeytana karşı olan mücadelemizde de aynen kullanabiliriz. Rab’den düşmanımız olan şeytanı azarlamasını isteyebiliriz. Eğer Rab’den iblisi azarlamasını istersek, o zaman Rab iblisi azarlayacaktır. Burada bilmemiz gereken nokta şudur ki, Rab bu tür istekleri ve duaları kesinlikle işitir. Eğer O’ndan şeytanı azarlamasını istersek O bunu mutlaka yapar. Aynı zamanda inanmalıyız ki, Rab şeytanı azarladıktan sonra düşmanımız artık bize karşı duramayacak ve Rab’bin azarlamasından korktuğu için çekip gidecektir. Yine Rab’bimiz, göldeki fırtınayı ve dalgaları azarladığı zaman, tabiatın bu unsurları Rabbin sözlerine itaat etmişler ve çevrelerindeki fırtına ve dalgalar bir anda durarak, ortalık bir anda sakinleşivermişti. O’nun azarlaması şeytan üzerinde de benzer sonuçlar ortaya cıkaracaktır.
Mezmurlar kitabını okurken de Rab’bin azarlamasının ne kadar güçlü ve etkili olduğunu görürüz: ‘….. (Mezmur 18:15)… 77:16, 104:7, 106:9. Bu Kutsal kitap ayetleri Rabbin azarlamasının ne denli güçlü ve etkili olduğunu gösterir. Eğer Rab şeytanı azarlıyorsa, şeytan asla O’nun ününde barınamaz ve duramaz. Şeytan bize baskıda bulunup saldırdığı zaman Rab’be gelmeli ve O’ndan şeytanı azarlamasını istemeliyiz.
Matta İncili 16. bölümünde Petrus’un insani duygularla hareket ederek Rab İsa Mesih’i çarmıha gitmekten alıkoymaya çalıştığı yazılıdır. Rab İsa onun bu tutumu karşısında onu azarlayarak ona şöyle demişti: ‘Arkama çekil şeytan!’ Bizler de her ne zaman şeytan bizi Tanrı’nın isteğini yapmamızı engellemek için arkadaşlarımızı veya akrabalarımızı insani duygularla kullanırsa, aynı şekilde cevap vererek Rab’den şeytanı arkamıza çekmesini emredebiliriz.
Rab’bimiz İsa Mesih ‘hükümdarlıkları ve hakimiyetleri soymuş,… onların üzerinde haçta zafer kazanarak onları açıkça sergilemiştir’ (Koloseliler 2:15). Şeytanın saldırıya geçmeye hazırlandığını ve gücünü ısınmaya başladığını her ne zaman görür veya farkedersek, çarmıhın zemini üzerinde durmalı ve Rab’den şeytanı bir kez daha utanca sokmasını istemeliyiz. Şeytan zaten bir kez İsa’nın haçında yenilgiye uğrayıp rezil olmuştur. Bu yüzden onun bu ilk yenilgisine dayanarak, Rab’den onu bir kez daha rezil etmesini isteyebiliriz. Şeytan utanca sokulup rezil olunca artık başını bir daha yukarıya kaldıramaz. Peki nasıl oluyor da şeytan bize yeniden saldırabiliyor? O halde gelin, şöyle dua edelim: ‘Ya Rab İsa, şimdi senin haçının olduğu yerde duruyoruz. Senin haçının olduğu zeminde durarak Senden şeytanı tekrar utanca sokmanı ve onu bir kez daha rezil etmesini istiyoruz!’

Duanın Süresi

Böyle bir duayı ne kadar bir süreyle etmeliyiz? Bazı duaların sadece bir kez yapılması gerektiğini biliyoruz. Ama şeytana hücum eden duanın birden fazla, çok defalar yapılmasında herhangi bir sakınca veya fazlalık olamaz. Rabbimizin bu olayda vermiş olduğu benzetmede belirtilen amaç, ‘her zaman dua etmemiz’ gerektiğidir. (Luka 18:1). Bu hakim dul kadının hakkını sonunda gördü görmesine, ama bunu adaletin gereği olarak ya da başka bir nedene dayandırarak değil, ama sadece kadının ısrarlı gelişlerinden kurtulmak için yaptı. Çünkü hakim dul kadının ısrarlı gelişlerinden gerçekten bıkmıştı, ve bu nedenle de şöyle diyordu kendine: ‘Bu dul kadın beni rahatsız ettiğinden dolayı yine de onun hakkını alacağım; ta ki sürekli olarak gelip beni bezdirmesin.’ (Luka 18:5).
Sonuç olarak bu tür dua hiç ara vermeden, sürekli yapılmalıdır. Şeytana karşı bu dua sadece özel ihtiyaç alanlarında yapılmamalı, ama her şeyin sessiz ve sakin olduğu zamanlarda da bir alışkanlık olarak sürdürülmeli ve hiç ara vermeden ruhta seslendirilmelidir. Rab İsa Mesih bu benzetmeyi açıklarken onlara şu soruyu sormuştu: ‘Allah… kendisine gece gündüz feryat eden seçilmişlerinin hakkını almayacak mı?’ (Luka 18:7). Bu nedfenle bu tür dualar gece gündüz hiç ara vermeden sürdürülmesi ve yapılması gereken dualardır. Bizler düşmanımız olan şeytanı bir saniye bile ara vermeden suçlayıp azarlamalıyız; çünkü Vahiy kitabının 12. Bölümünde şeytanın da ‘kardeşlerimizi Allahımızın önünde gündüz ve gece suçladığı’ yazılıdır. (Ayet 10). Eğer şeytan bizi gündüz ve gece suçlamaktaysa, bizler de onu gündüz ve gece durmadan suçlayıp azarlayamaz mıyız?
Gerçek adalet şudur: şeytan bize nasıl davranıyorsa, biz de ona aynı şekilde davranmalıyız. Benzetmedeki bu dul kadının haykırışı, haksızlık yapan kişinin yargılanıp cezalandırılmasına kadar devam etmiş, böylece kadının gözyaşları dindirilerek hakları korunmuş ve kendisine geri verilmişti. Şeytanın dünyayı karıştırmaya devam ettiği günler var olduğu sürece ve dipsiz derinliklere ve ateş gölüne atılmadığı sürece bizler şeytana karşı olan mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Allahımız bizim hakkımızı alıncaya dek ve şeytanın gökten gerçekten şimşek gibi yere düştüğünü görünceye dek ona karşı olan dualarımız asla son bulmayacaktır. Şeytana karşı daha derin nefret duygularına sahip olmamızı Tanrı ne kadar da çok arzuluyor! Şeytanın elinden çektiklerimiz yetmedi mi?!? O bize olan düşmanlığını hayatımızın her adımında bize gösterdi. Bize hem bedende hem de ruhta birçok korkunç acılar çektirdi. Öyleyse hiç sesimizi çıkarmadan veya dua etmeden onun bize yaptığı zulümlere neden katlanmaya devam edelim? Neden şimdiye kadar ayağa kalkıp dua sözleriyle şeytanı Tanrının önünde azarlayıp suçlamadık? Adalet neyse onu aramalıyız. Şeytana hakkettiğini vermeliyiz. Neden sürekli olarak Tanrı’ya yaklaşmıyoruz ve uzun zamandır bastırılan öfkemizi serbest bırakarak düşmanı azarlamıyoruz? Rab İsa Mesih bugün bizden bir şey istiyor; dualarımızla şeytana karşı durmamızı!.

Duanın Etkisi

Böyle bir duanın etkisi nedir? Bunun etkisi iki farklı zamanlarda görülür. Birincisi hemen görülenidir. Düşman her ne zaman azarlanırsa Tanrı tarafından bize zarar vermesi engellenmiş olur. Belirli bir zaman sonra tekrar geri gelse de, azarlandığı süre içerisinde herhangi bir saldırıda bulunmaya veya zarar vermeye cesaret edemez. Çünkü çarmıhın sağladığı zafere her sahip çıktığımızda bu zafer bizim için tekrar gerçek olmaktadır. Düşmana karşı her dua ettiğimizde onun işleri Rab İsa Mesih tarafından tekrar mahvedilir ve kendisi Rab İsa Mesih tarafından yeni baştan azarlanmış olur. Bir kez daha dua edersek, şeytan elindeki şeylerden birini daha kaybetmiş olacaktır. Tanrı bizim duamızı bir kez daha işitiğinden, şeytanın menfaati bir kez daha zarara uğramış olacaktır.
Ancak bu etki zaman açısından hemen gelen sonucun ötesine gider. Rab İsa Mesih burada şeytana karşı kazanılacak son zafere vurgu yapmaktadır. Bizler tekrar ve tekrar dua ettikçe Rab de şeytanı tekrar ve tekrar tokatlamakta ve onu yok etmektedir. Ancak bu henüz sonuncusu değildir. Yani, şeytanın bu yenilgileri onun tam ve son yenilgisi değildir. Çünkü şeytan şimdilik sadece geçici olarak sınırlandırılmıştır; ve yapmış olduklarının hesabını henüz vermemiş, diğer bir deyişle, henüz son yenilgisini tadarak cezalandırılmamıştır. ‘Ve Allah onlar için sabırlı olmakla beraber, kendisine gece gündüz feryat eden seçilmişlerinin hakkını almayacak mı? Size derim ki, onların hakkını tez alacaktır.’ (Luka 18:7-8). Burada sözü edilen şey, şeytanın yaşayacağı son yenilgidir. Rabbimiz İsa Mesih’in yeryüzündeki Bin Yıllık Saltanatı döneminde şeytanın dipsiz derinlik kuyusunda nasıl hapsedileceğini biliyoruz. Asıl bundan sonra şeytan Rabbimiz İsa Mesih tarafından sonsuz ateş gölüne atılacaktır. İşte, inananların hakları o zaman alınmış olacaktır. Bu nedenle inanlılar, çektikleri sıkıntı ve üzüntülerin acısı sonsuza dek çıksın diye bugün şeytana karşı çok daha fazla dua etmelidirler. İçinde bulunduğumuz dönem Tanrı’nın sabrettiği dönemdir. Tanrı her ne kadar inanlıların dualarını işitiyor ve şeytanın işlerini sınırlıyorsa da, şeytanı bize bir daha asla saldıramayacağı o son duruma henüz tam olarak getirmemiştir.
Aynı zamanda bu, günün doğuşunun hızlandırılması için inanlıların dua edebileceği bir fırsattır. Bu açıdan, bizim duamızın Tanrı’nın işleyişini hızlandıran bir özelliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Eğer dul kadın sürekli olarak gelip hakimin kapısını çalmasaydı, hakimin dul kadının hakkını alacaklısından alıp almadığını kim bilebilirdi? Dul kadının sürekli gelişi ve yalvarışı, haklarının kendisine verileceği günün gelişini çok daha hızlandırmıştı. Bizler de bugün aynısını yapmalıyız. Rab burada, ‘Size derim ki, onların hakkını tez (hemen, gecikmeden) alacaktır’ diyor. Burada öyle görülüyor ki, sanki Rab bu sözlerle, Tanrı’nın işleyiş hızının bizim ne kadar sık dua ettiğimize bağlı olduğunu söylemek istemektedir. Eğer dualarımızda şeytanı sürekli olarak azarlarsak, Tanrı bizim hakkımızı daha çabuk alacaktır. Rabbimiz İsa Mesih yeryüzüne tekrar geldiğinde şeytanı göklerden yerin derinliklerine fırlatacak ve elindeki bütün yetkileri ve gücü geri alacaktır. O halde şeytanı azarlayan dua, Rabbimizin yeryüzüne tekrar geleceği günün doğuşunu da hızlandırmış olacaktır.

Tanrı İle Birlikte Çalışmak

Bizler genellikle Tanrı’nın her şeyi Kendi isteğine göre yaptığını düşünür ve söyleriz. Bu elbette doğrudur. Ancak doğrunun sadece bir kısmıdır ve tamamı değildir. Tanrı Kendi isteği doğrultusunda işler – bu kesinlikle O’nun ilkesidir; ama her ne zaman bir iş yapacaksa, işe başlamadan önce ilkin her zaman çocuklarından Kendi isteğine duada sempatiyle yaklaşmalarını bekler.
Tanrı gerçekten Kendisiyle çalışacak, işleyecek imanlı insanlara ihtiyaç duymaktadır! O elbette Kendi isteği doğrultusunda her şeyi yapabilecek güçte ve yeterliktedir; ancak O, insanlardan Kendi isteğini (iradesini) istemelerini beklemektedir. Bu olduğu zaman, önceden kararlaştırılmış isteğini çabucak gerçekleştirecektir. Tanrı, O’nun çocuklarının, Kendisiyle birlikte çalışmak istediklerini belirten duası olmadan, yapmak istediği şeyleri tek başına yapmayacaktır. Tanrı’nın isteği ve niyeti şeytanı yok etmektir. İnanlıların hakkını almak elbette O’nun arzusudur. Ne var ki, ilkin çocuklarından O’nun bu isteği doğrultusunda dua etmelerini istemekte ve beklemektedir. Benzetmedeki hakim, dul kadın sürekli gelip hakkını aramadıkça nasıl hiçbir şey yapmadıysa, Tanrı da bugün şeytana karşı dua etmezlerse inanlıların hakkını onlara çabucak vermeyecektir. Bunun niçin böyle olduğunu tam olarak bilmiyoruz, ama Tanrı’nın, çocuklarından her şeyde Kendisiyle birlikte çalışmaya istekli olmalarını istediğini çok iyi biliyoruz. Elbette şeytana yapılacak azarlamalar ve suçlamalar gerçeklere dayalı olmalıdırlar. Ama inanlılar şeytanın saldırısına uğradıklarında, maruz kaldıkları yanlış muameleler için onu Tanrı’nın önünde sert sözlerle azarlamalıdırlar. İşte bu azarlama şeytanı öldüren bir azarlamadır.

Son Günler

Rab İsa Mesih bu benzetmeyi anlatırken sözlerini şu sözlerle tamamladı: ‘Ama insanoğlu geldiği zaman yeryüzünde iman bulacak mı?’ (Luka 18:8). O’nun bu sözlerinden yola çıkarak şunu diyebiliriz ki, Rab İsa Mesih’in yakında tekrar gelişinde, belki de imanlılar arasında bu tür dualarda büyük eksiklikler olacaktır. İmanları olmadığı için bu tür dualar edemeyeceklerdir. Şeytanın gökten dipsiz derinliklere ve oradan da sonsuz ateş gölüne atılmasının çok büyük ve çok zor bir şey olduğunu düşünerek imansızlık edeceklerdir. Romalılar 16:20’deki ‘Barış Allahı yakında şeytanı ayaklarınızın altında ezecektir’ sözü iki bin yıldır hala gerçekleşmezken, Tanrı’nın şeytanın işini benim dualarımla bitireceğini nasıl bekleyebilirim? Rab İsa Mesih’in bu sözlerle söylemek istediği şey şudur: Ben yeryüzüne tekrar geldiğim zaman bu konularda insanların yüreğinde iman bulmayacağım.. Ama son günler dediğimiz bu zaman içerisinde bizler böyle dualar etmeliyiz. Acaba imanlılar arasında böylesine duaların çok az olduğu ve çok büyük imansızlıkların yaşandığı bu günlerde şeytana güç ve mevki kaybettirecek dualar eden birkaç sadık imanlı bizler olabilir miyiz? Biliyoruz ki son günlerde şeytan ve kendisine ait olan kötü ruhlar, yaptıkları kötülüklerde son derece aktif olacaklardır. Bu nedenle bizler şeytana karşı her zaman olduğundan çok daha fazla dua ederek onun saltanatını yerle bir etmeliyiz. Gerçeği söylemek gerekirse, bugün Tanrı’nın çocuklarının yapabileceği bundan daha büyük başka bir iş yoktur. Tanrı’nın hatırı ve kendisinin ruhsal menfaati için şeytana karşı dua etmeye istekli birisi var mı aranızda? Bu kişi sen olabilir misin?
‘Ya Rab, benimle uğraşanlarla sen uğraş. Benimle savaşanlarla sen savaş. Küçük kalkanla büyük kalkanı al, yardımıma koş. Beni kovalayanlara mızrağını ve kargını kaldır. Bana, ‘Seni ben kurtarırım’ de. Canıma kastedenler utanıp rezil olsunlar. Bana kötülük düşünenler utançla geri çekilsinler. Rüzgarın sürüklediği saman çöpüne dönsünler. Rab’bin meleği artlarına düşsün. Yolları karanlık ve kaygan olsun. Onları Rab’bin meleği kovalasın. Çünkü hiç neden yokken bana gizli ağlar kurdular, hiç neden yokken çukur kazdılar… Uyan, kalk savun beni, uğraş hakkım için ey Tanrım ve Rab’bim!’ (Mezmur 35:1-7, 23).