#28420
Anonim
Pasif

Romalılar mektubu; şu sonuca varıyor:

” Şimdi ne diyelim ? Biz Yahudiler öteki uluslardan üstün müyüz ? Elbette değiliz. İster Yahudi İster Grek olsun, daha önce herkesi günahın denetiminde olmakla suçladık. Yazılmış olduğu gibi : Doğru kimse yok, tek kişi bile yok. Anlayan kimse yok, Tanrı'yı arayan yok. Hepsi saptı, tümü yararsız oldu. İyilik eden yok, tek kişi bile ! Ağızları açık birer mezardır. Dilleriyle aldatırlar. Engerek zehiri var dudaklarının altında. Ağızları lanet ve acı sözlerle doludur. Ayakları kan dökmeye seğirtir. Yıkım ve dert var yollarında. Esenlik yolunu da bilmezler. Tanrı korkusu yoktur onlarda. Kutsal Yasa'da söylenenlerin her ağız kapansın, bütün dünya Tanrı'ya hesap versin diye Yasa'nın yönetimi altındakilere söylendiğini biliyoruz. Bu nedenle Yasa'nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır. ” ( Rom. 3: 9-20 )

” Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih'te olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih'i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa'ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı. ” ( Rom. 3:23-26 )

Bu bakımdan; insan da sevap işleyip, dinsel konularda bilgi sahibi olarak, bu sorunlardan kurtulamıyor. Yaşamında; kişisel olan Tanrı'yla kişisel bir kurtuluş olayı gerçekleştirilmelidir. Kutsal Kitap'ın bu konudaki; ana düşünceleri budur.

İnsan, ama ya da acaba diye düşüncede bulunmaktan edemiyor.

Bu, çok doğrudur ve Kutsal Kitap'ın iman kavramı kişisel güven, bel bağlama gibi bir kavram olduğundan dolayı; bu, ama ve acaba sorular; Kutsal Kitap'ın uzun kısımlarını dolduruyor. Her ne kadar David Hume'un şüphecilik derecesinde olmazsa ; kolay inanmak Kutsal Kitap'ta bir erdem değildir.

” Eğer Babamın işlerini yapmıyorsam, bana iman etmeyin. ” ( Yu. 10:37 )

Örneğin Eyüp kitabında , kendi düşüncelerine göre Tanrı'yı ve O'nun adaletini ucuz bir şekilde savunan Eyüp'ün arkadaşları; onu büyük ve kendisinin yalnış yaptığından dolayı oluşan acılarının karşısında tevekküle yöneltiyorlar. Eyüp; kendisinin acılarını anlayıp Tanrı'ya başvuruyor ve O'nunla tartışıyor, O'nu anlamak istiyor ve de ucuz bir tevekküle girmiyor. Tanrı, kitabın sonunda açıkca şunu belirtiyor:

” RAB Eyüp'le konuştuktan sonra, Temanlı Elifaz'a : 'Sana ve iki dostuna karşı öfkem alevlendi' dedi, 'Çünkü kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız. Şimdi yedi boğa, yedi koç alıp kulum Eyüp'ün yanına gidin, kendiniz için yakmalık sunu sunun. Kulum Eyüp sizin için dua etsin. Çünkü onun duasını kabul eder, aptallığınızın karşılığını vermem. Kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız' . Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar gidip RAB'bin söylediğini yaptılar. Rab de Eyüp'ün duasını kabul etti. ” ( Eyüp 42:7-9 )

İman, ucuz ve kör bir şey olmamalıdır.İman; Kutsal Kitap'ta, iki insan arasında gelişen güvene benziyor ve kişisel tercübeleri ile nesnel ( tarihsel ) verileri üzerine inşa ediliyor. Ama; sonuçta kişisel bir karar istiyor. Bu bakımdan ; iman etmek, Kutsal Kitap'ta bir evliliğe benzetiliyor. Zira; burada iki kişi sınırlı tecrübelere ve nesnel verilere dayanarak birbirine yaşam boyunca ; bilinmeyen bir geleceğe karşın ve diğer kişinin bilinmeyen taraflarına rağmen söz veriyorlar. ” Acaba ” ve ” ama ” soruları bu bakımdan sağlam bir iman temeline gelmek için son derece önemlidir. İyi bir evlilikte de; diğer kişiyi hayallerinin ve toz pembe rüyaların dışında sevmek ve tanımak için de aynı şey , geçerlidir. David Hume'um şüpheciliği, bir bakımdan da bir inançtır. Onun savunduğu doğru olursa; Tanrı, mucize yapamaz, insanlık tarihine karışamaz ve insanı bulmak için uğraşmaz. İşte, David Hume; bunu nereden alıyor, böyle bir şeyi nereden biliyor ? Bence David Hume'un biyografisine ve dönemine bakarsak, şunu görüyoruz: Kocakarı masalları ve menkıbeler; özellikle dindarlar arasında yaygındı, bağnazlık, din adına şiddet kullanmak ve insanlara saldırmak savunuluyordu. Bunlar; tabi ki, yanlış ve kötüydü. David Hume da, haklı olarak; bunlara karşı çıktı. Ama; her mucizenin arkasında bir kocakarı masalı görüyor ve dindarlığın ikiyüzlülükten başka bir şey olmadığını düşünüyor.

Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.