#28935
Anonim
Pasif

Kardeşler, izin verirseniz, o Luka 1,48deki ‘mutlu’ sözünün tam da Türkçe’deki anlamıyla ‘mutlu’ anlamına gelmediğini not edeyim… ‘Mutlu’ ile ‘kutlu’ arası bir anlam taşıyan bir kelime ordaki. ‘Bahtiyar’ kelimesi ‘mutlu’ kelimesinden çok daha yakın bir anlam taşır o kelimedeki anlama ama kutsanmış bir bahtiryarlıktır bir bakıma kastedilen. Ordaki kelimenin Yunanca’sı ‘makaria’dır. Yunanlılar İngilizcedeki ‘blessed’ yani ‘kutlu’ ve ‘bereketli’ kelimesiyle aynı kökten olan ‘bliss’ yani ‘kutsal bahtiyarlık’ kelimesini ‘makariotis’ olarak çevirirler mesela.

Rab’bin dağ hutbesindeki sözlerinde de ‘mutlu’ kelimesinin kullanılması isabetsiz kanımca. ‘Bahtiyar’ kelimesinin kullanılması çok daha isabetli. ‘Mutludur barış sağlayanlar, onlar Tanrı oğulları adlandırılacaktır’ yerine mesela ‘Bahtiyardır barış sağlayanlar onlar Tanrı oğulları adlandırılacaktır’ denmesi çok daha isabetli olur. Nitekim bu Hristiyanlığın en merkezi tanımlarından birini oluşturan hutbede bile yine o bahsettiğimiz kelime kullanılır.

Azizlere hitabediş, şefaatlerini dileyiş anlamsız bir şey değildir. Azizler ölmüş değil ki duymuyor olsunlar. Azizleri aziz yapan zaten ölümü aşmış oldukları bir bakıma. Varlığın ebedi vahdetini hayatlarında satha çıkarmış olanlardır azizler. Ondan dolayı vücuden ayrılmış olsalar bile aramızdan kendilerine kalpten seslenildiğinde hemen duyar karşılık verirler. Azizlerden yardım isteyiş ise bazılarını kişilik olarak kendi kişiliğimize yakın hissettiğimizden olabilir. Aynen, bu şurdaki hayatta kendi mizacımıza uygun kişilerle arkadaşlık ettiğimiz gibi. Hz. İsa Mesih’i mutlak mürşidimiz saymamız şu burdaki hayatımızda arkadaşlar edinmeyeceğimiz, onlardan ihtiyaç olduğunda yardım dilemeyeceğimiz anlamına gelmez elbet. Kilise cemaati bir diriler cemaatidir ölüler cemaati değildir ki. İçersinde gelmiş, geçmiş hatta… gelecek olanlar bile yaşar ve birbirleriyle irtibatta bulunur durumdadır.

İşte Meryem Ana’ya olan hitabedişler, yardım dileyişler de onu varlıksal anamız hissettiğimizdendir. Yaradılmışlar aleminin, yani bizim, hepimizin, insanoğlunun en pak, en hassas, en zarif, Tanrı’ya teslimiyete en uygun mensubudur Meryem Ana… Bizdendir o, ondandır ki ona bu kadar cürretkarca dert yanabildiğimiz vardır.

Vaftiz meselesine de gelince… birinin bebekken vaftiz edilmesi vicdani serbestisini bağlamaz nasıl olsa. Yine serbesttir istediğini yapmakta. İsterse çeker gider, her istediği çamura bulaşır. Vaftiz insanın hür ihtiyarına zincir vuran bir büyü değildir ki.

Ama… yine de herkes doğru bulduğunu yolda ilerlesin. Yeter ki saygılı olalım vicdani serbestilerimize. Ondan ötesi Tanrı’nın nasıl olsa. İyi niyetlilerin kaybolacağı da yok.

Herkese esenlikler…