#30873
Anonim
Pasif

Değerli Katılımcılar,

Sanırım Yeşua Mesihi’in Tanrılığı ile ilgili Kutsal Kitabın ne söylediğinden once bu konunun nasıl anlaşılacağı ile ilgili bilgilendirmede bulunmak en iyisi olacak. Çünkü bu konuda Kutsal Kitabı en yüce otorite olarak görmediğinizden yazdıkları sizler için yeterliği gelmiyor. Bunu saygıyla karşılıyorum. İman etmediğim bir kaynağın ne söylediği benim de ciddiye almayacağım birşeydir.

Bu nedenle sözüm bu Forumdaki iman kardeşlerime olacak. Dilerim diğer katılımcılar da bu yazdıklarımı okuyarak farklı bir bakış açısı kazanır.

Kutsal Kitapta, Tanrı’nın insanlara dokunuşlarından söz eder. Onların yüreklerine bile dokunduğunu, onları değiştirdiğini söyler. İsa ile öğrencileri Beytsayda’ya geldiler. Orada bazı kişiler İsa’ya kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar. İsa körün elinden tutarak onu köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koydu ve, «Bir şey görüyor musun?» diye sordu. Adam başını kaldırıp, «İnsanlar görüyorum» dedi, «ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar.» Sonra İsa ellerini yeniden adamın gözleri üzerine koydu. Adam gözlerini açtı, baktı; iyileşmiş ve her şeyi açık seçik görmeye başlamıştı.” (Markos 8:22-25).

Tanrı’nın eli olmaksızın hiç birşey gerçekleşmez. Yaşanmış bu örnekteki gibi doğal kişi kendiliğinden ne gözlerini açabilir ne de duyabilir. Mucize niteliğindeki bir dokunuşa ihtiyaç vardır. Bunlardan biri de imandır. Kişi kendi haliyle Tanrı gerçeklerini anlayamaz. Mesih, yerdeki hizmeti sırasında öğrencilerinin anlayışları konusunda onları azarladığını görürüz. Bu aslında tüm insanlık için verilmiş güzel bir örnektir. Markos 8. bölümde şunları okuyoruz: “Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz, beş ekmeği beş bin kişiye bölüştürdüğümde kaç sepet dolusu yemek artığı topladınız?»
«On iki» dediler.
«Yedi ekmeği dört bin kişiye bölüştürdüğümde kaç küfe dolusu yemek artığı topladınız?»
«Yedi» dediler.
İsa onlara, «Hâlâ anlamıyor musunuz?» dedi.” (Markos 8:18-21).

Evet kulağımız var, gözlerimiz var ama hala anlayamıyoruz değil mi?

Bu bir Kutsal Kitap gerçeğidir:
“Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık. Ruh’a uyanlara ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı’nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh’un öğrettiği sözlerle bildiririz. Doğal haliyle kişi, Tanrı’nın Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir. Ruhça değerlendirildikleri için de bunları anlayamaz.”(1.Kor.2:12-14).

Yani yapacağımız dışsal bir çağrı kişiye iman kazandırmaz. Bu ancak Tanrı’nın içsel çağrısıyla, karşıkonulmaz lütfuyla başarılır. Tanrı kişiye dokunur ve kişi “Yeniden doğar”.

Bu yeniden doğuşun ne kadar önemli olduğunu yine Kutsal Kitap bize göstersin: “Yahudiler’in Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisiler’den olan bu adam bir gece İsa’ya gelerek, “Rabbî, senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz” dedi. İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.” Nikodim, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?” diye sordu. Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma. Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh’tan doğan herkes böyledir.” Nikodim İsa’ya, “Bunlar nasıl olabilir?” diye sordu. İsa ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız?(Yuhanna 3:1-12).

Nikodim bilgiliydi, üstelik Kutsal Yasa öğretmeniydi. Kulağı ve gözleri vardı. O bile Tanrı’nın dokunuşu olmadan gerçekleri anlayamıyordu.

İşte bu yeniden doğuş gerçekleşmeden Tanrı’nın gerçekleri anlaşılmaz; zaten doğal kişi de bunları anlamak istemez. Konuya eleştirisel gözle bakar, kuşku duyar. Çabalar genelde sonuç vermez.

Tüm bunlara karşın Matta kitabında geçen emre itaat ederek müjdeyi vaaz etmeliyiz Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin;size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin.”(Matta 28:19-20). Bunu Tanrı’nın egemenliğini duyurmak için en iyi şekilde yapmalıyız.

Saygı ve sevgilerimle…