#30848
Anonim
Pasif

Sayın Abdulkadir,
“İşte bu aleyhteki şahitlikler asıl KİLİT olan farklılıklardır.
1. Allah’ın bir insan şekline girmesine hem ihtiyacı yoktur hem de bunun bir sebebi yoktur.
2. Allah insanı kendi suretinde (ya da halife olarak) yarattı. Yani günahsızlık asıldır.
3.Allah’ın insanlarla konuşması bile ya bir perde arkasından, ya bir elçi aracılığıyla ya da vahy yoluyla mümkünken, insanlar arasına gelip, onlar gibi yaşaması, işkence görüp öldürülmesi hiç mümkün değildir.”


Yukarıdaki bu üç maddeyi fark olarak göstermişsiniz. Bu tespitinizde çok haklısınız. Kutsal Kitap ve Kuran önemli konulara getirdiği açıklamalar birbirinden o kadar farklı şeyler yazmaktadır ki insanların kafası karışmaması olası değil.
HristiyanTürk Forumun amacı sadece Kutsal Kitabın gerçeklerini dile getirmektir. “Hangisi Doğru” tartışmasıyla bir sonuca gitmek olası değil. Bu foruma katılanların sadece Hristiyan inancı hakkında bilgi edinmelerini sağlamak adına aşağıdaki üç konuya açıklık getirmek istiyorum

Mesih’in beden alıp yeryüzüne gelmesinin nedeni Hristiyan öğretisinin temel taşıdır. Bu kadar önemli bir konuya kısaca değinmek anlaşılırlığı sağlamıyacağından Westminster İnanç Açıklamsından alıntılar yaparak biraz detaylı anlatmak zorunda kalacağımdan şimdiden sizlerden sabrınızı diliyorum.
“Sonsuz gücünün yüceliğini, bilgeliğini ve iyiliğini göstermek için Baba Tanrı, Oğul ve Kutsal Ruh, dünyayı ve içindeki gözle görülen ya da görülmeyen herşeyi yarattıktan sonar erkek ve kadın olarak insanı yarattığından bahseder. Onları kendi benzeyişi doğrultusunda bilgi, doğruluk ve gerçek kutsallık ile donatıp, Tanrı’nın yasasını yüreklerine yazmış ve bunu yerine getirenbilecek gücü vermiş bir şekilde düşünen ölümsüz canlar olarak ancak değişebilen iradelerinin özgürlüğüne bıraktıkları taktirde yasayı ihlal etme olasılığı altında olarak yarattı.”

“Yüreklerine yazılan yasanın yanı sıra insan, iyiyi ve kötüyü bilme ağacından yememelerini söyleyen bir buyruk aldılar. Bu buyruğa uydukları sürece Tanrı’yla ilişkilerinde mutluydular ve diğer yaratıklar üzerinde egemendiler”

“İlk ana ve babamız, Şeytan’ın kurnazlığı ve ayartısıyla aldanıp, yasak meyveden yiyerek günah işlerdiler. Tanrı, kendi bilge ve kutsal emeli doğrultusunda, bunu kendi yüceliği için düzenlemiş olarak bu günaha izin vermekten hoşnut oldu. Bu günah yüzünden insan, ilk doğruluğundan ve Tanrı’yla olan beraberliğinden düştü, ve böylece günahları içinde öldü; canın ve bedenin bütün üyeleri ve bunların yeterlilikleri tamamen kirlendi.”

“Adem ve Havva tüm insanlığın kökü olduklarından bu günahın getirdiği suçluluk yasal olarak tüm insanlığa ait sayılmış (onların içlerine konmuş) bu aynı günah içinde ölmüşlük ve bozulmuş insan doğası sıradan doğma yoluyla onlardan ortaya çıkan sonraki nesillere aktarılmıştır.”

“İster ilk günah, isterse sonraki günahlar olsun her günah, Tanrı’nın doğru olan yasasına karşıdır ve bu yasanın çiğnenmesidir. Bu nedenle doğası gereği yasa, günah işleyen her kişiyi suçlu kılar böylece Tanrı’nın gazabına ve yasanın laneti altına sokar. Bunun sonucu olarak her türlü ruhsal, geçici, ve sonsuz kayboluşla ölüme mahkum eder.”

“Tanrı ve insan arasındaki ayrım o denli büyüktür ki, O’na itaat etme zorunluluğuna sahip olan düşünebilen insanlar, eğer Tanrı onlara yaklaşmazsa O’ndan hiçbir şekilde bereket ya da ödül alamazlar. Tanrı ise bunu onlarla antlaşma yapma yoluyla gerçekleştirmekten hoşnut olmuştur”

“Tanrı, sonsuz amacı uyarınca, biricik Oğlu Rab İsa’yı, Tanrı ve insan arasında Aracı, Peygamber, Kahin, Kral Kilisesinin Başı ve Kurtarıcısı, her şeyin Mirasçısı ve dünyanın Yargıcı olarak seçip atamaktan hoşnut oldu ve O’na tüm sonsuzluktan önce kendi soyu olması için, ve zamanı geldiğinde O’nun tarafından kurtarılması, çağrılması, aklanması, kutsal kılınması ve yüceltilmesi için bir halk verdi.”

“Üçlübirliğin ikinci üyesi, sonsuz Tanrı’nın kendisi, Baba’yla eş ve aynı özden olan Tanrı’nın Oğlu, zaman dolunca, bütün gerekli nitelikleriyle ve bunların zayıflıklarıyla birlikte ancak günahsız bir şekilde utsal Ruh’un gücüyle bakire Meryem’in rahmine düşmüş ve onun özünden olarak insan doğasını üzerine almıştır Böylece kendi başlarına bir bütün olan iki ayrı ve mükemmel doğa, yani Tanrı ve insan, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde tek bir kişide, birbirine dönüşmeden, birleşmeden ve karışmadan bütünleşmiştir. Öyle ki bu kişi Tanrı’nın kendisi ve tamamen de insandır, fakat tek bir Mesih ve Tanrı ile insan arasındaki tek Aracıdır.”

“Rab İsa, bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerini kendisinde bulundurarak tanrısal özle bütünleşen insan doğası içinde Kutsal Ruh tarafından ölçüsüzce kutsanmış ve meshedilmiştir; kutsal, suçsuz, lekesiz, lütuf ve gerçekle dolu olarak Aracı ve Kefil görevi görmek üzere tümüyle yeterli olması için bütün doluluğun O’nda bulunmasından Baba hoşnut olmuştur. Bu görevi kendisi üstlenmemiş, ama tüm gücü ve yetkiyi O’nun eline veren ve bunları kullanmasını buyuran Babası tarafından buna çağrılmıştır.”

“Bu görevi Rab İsa, tam bir isteklilikle üstlendi, bu görevi yerine getirebilmek için yasa altında doğdu, ve mükemmel bir şekilde tamamladı; canının derinliklerinde en şiddetli işkencelere, ve bedeninde de en şiddetli acılara maruz kalarak çarmıha gerildi ve öldü, gömüldü ve ölümün gücü altında kaldı, ancak bu süre içinde bedeni çürümedi. İçinde acı çektiği aynı bedenle üçüncü gün ölümden dirildi, göğe yükseldi, ve orada Babasının sağında oturdu. Orada yakarışta bulunmaktadır,[1] dünyanın sonunda insanları ve melekleri yargılamak üzere geri dönecektir.”

“Rab İsa, mükemmel itaatkarlığını ve kendi kurbanlığını bir defa olmak üzere sonsuz Ruh aracılığıyla Tanrı’ya sunmasıyla Babasının adaletini tümüyle tatmin etmiştir; ve böylece Baba’nın kendisine verdiği kişilerin hepsi için sadece barışma değil, ama göklerin egemenliğinde onlar için sonsuz bir miras da satın almıştır.”

Bu inanç açıklaması sanırım değindiğiniz bu üç noktanın biraz uzun ama doyurucu yanıtını vermiştir.
Eğer bu konuda net anlaşılmayan kısımlar varsa; dileyen Forum katılımcısıyla sohbet edebiliriz.

Rab hepimizi kutsal sevgisiyle kucaklasın!