ANASAYFA Forum SEKÜLER KONULAR… Çocuk – Bebek Bebek Vaftizine Kelami bakış Re: Bebek Vaftizine Kelami bakış

#27928
Anonim
Pasif

Kilise tarihinde bebek vaftizi

Bebek vaftizi ne elçiler zamanında ne de ilk yüzyıllarda yaşayan inanlılarca kesinlikle uygulamada değildi. Hemen hemen tüm kilise tarihçileri ilk yüzyıllarda sadece iman eden aklıselim kişilerin vaftiz edildiğini ve bebek vaftizininse yavaş yavaş yanlış ve mistik düşüncelerin kiliselere sızması sonucu belirdiği görüşündedirler. Örneğin İncil’in hiçbir bölümünde bebeklerin vaftizinden söz edilmez ve vaftiz sadece yetişkinler bağlamında uygulanır. Anlatılan tüm vaftiz olayları da bilinçli ve bireysel biçimde iman ederek tövbe eden yetişkinlerin vaftiziyle ilgilidir.

İlk yüzyıllardaki Hristiyan literatürlerinde de bebeklerin vaftiz edilmesi düşüncesine rastlanmaz. Romalı Klementin yazıları (M.S. 90), vaftizle ilgili 70 kuralı içeren Didake yazıtı, Hermas Pastörü (M.S.125), Barnabe’nin mektubu (M.S. 150) açık biçimde vaftizin yetişkin ve imanı anlayıp kabul edebilecek kişiler için olduğuna tanıklık eder. Şehit Justin, Tatien, İrene, İskenderyeli Klement’in yazıları da bebeklerin vaftiz edilebileceği düşüncesine olanak bırakmıyor. M.S. 130-200 tarihlerinde yaşayan Sartlı Meliton, Polycarp, Antakyalı Theophile, Athenagoras gibi tanınmış Hristiyan öncülerin yazılarında da kesinlikle bebek vaftizinin izine rastlanmıyor.

İlk yüzyıllardaki Hristiyan yazıları vaftiz adayının yerine getirmesi gereken birçok yükümlülükten söz eder. Belirli bir Hristiyan eğitiminden geçmek, vaftiz günününden önce bir ya da iki gün oruç tutmak, iman ve tövbe ikrarında bulunmak ve vaftiz doğrultusunda hazırlanan bir seri özel soruları yanıtlamak.. Bebek vaftizine ilk kez üçüncü yüzyılın başlarında Tertülyen’in yazılarında rastlıyoruz. Bu da kesinlikle bebek vaftizini onaylar nitelikte değil tersine kiliseye sokulmaya çalışılan yeni, temelsiz ve yanlış bir uygulama biçiminde protesto niteliğindedir. Bu demektir ki, bebek vaftizi üçüncü yüzyıldan itibaren adım adım kiliseye sokulmaya başlandı. Dördüncü yüzyılda yayıldı ve beşinci yüzyılda da (418’de) yapılan Katarca Konsilinde tüm kiliselere empoze edilmeye başlandı.

Bir protestan ansiklopedisi vaftizle ilgili bu tarihsel gelişmeyi şöyle özetler:
“Şu gerçekle yetinilmelidir: ilk Hristiyan litaratürleri çocukların ve bebeklerin vaftizi konusunda suskundur, ve üçüncü yüzyıldan önceki tüm veriler bu uygulamanın kiliselere sokulmasına karşı tanıklık etmektedir” (Religion in Geschichte und Gegenwart, Tome VI, 636, 1962).

Bebek vaftizi uygulanışına geçilmesinin ilk nedenlerinden biri ikinci yüzyılda kilise pederlerinin vaftiz eylemini günahlardan arınış sağlayan sihirli bir uygulama biçiminde algılamaya başlamaları olmuştur. Kuşkusuz Mesih’in ve elçilerin öğretilerinde vaftize kurtuluş sağlayan gizemli bir anlam verilmemekteydi. Böyle olsaydı önce elçiler ve onları izleyen ilk kuşak inanlılar bebeklerini vaftiz edeceklerdi. Ama gördüğümüz gibi böyle bir anlama ve uygulamaya kesinlikle rastlanılmıyor. Bu anlam daha sonradan hatalı bir biçimde kiliselere sokuldu. İlk uygulanışında vaftiz daima bireysel iman, tövbe ve tanıklık eşliğinde yapılmaktaydı. Öyle ki, vaftiz daima iman, tövbe ve ikrarı içine alıyordu. Bu nedenle de tövbe eden aynı anda vaftiz de oluyordu. Vaftiz bireysel tövbe ve imanın toplumsal göstergesiydi.

Elçileri izleyen dönemlerde iman ve tövbe eşliğinde yapılan vaftizin kurtuluş sağladığı düşüncesi giderek yayılmaya başladı. Bu düşünce sonradan daha da yozlaştırılarak iman ve tövbe olmadan da vaftizin kendiliğinden kurtuluş için etkin olduğu öğretisine dönüştü. Bu yanlış öğretinin doğal bir sonucu olarak da üçünü yüzyılda bazı Hristiyanlar bebeklerinin kurtuluşunu düşünerek bebek vaftizini uygulamaya başladı. (Özellikle o zamanlarda salgın çocuk vebaları nedeniyle çocuklar hemen vaftiz edilmesi gerektiği vurgulanıyordu) Bu durumda bireysel imanın yerini kilisenin imanı almaya başladı. Yani bebeğin yerine temsilen kilise iman ediyor ve bebeğin yerine onun sağdıçları vaftiz sorularını yanıtlıyordu. Önceleri Hippolyte’nin yetişkin vaftiz adayları için öngördüğü vaftiz sorularını şimdi bebeklerin sağdıçları bebeklerin yerine cevaplıyordu. İlk yüzyıl inanlılarınca vaftiz adayları için böyle bir soru-cevap kuralının bulunması bile o zamanlarda bebek vaftizinin uygulamada olmadığının göstergesidir. Çünkü bir bebeğin bu soruları yanıtlaması düşünülemez.

Bazıları Orijen’in “kilisenin çocukları da vaftiz etme geleneğini elçilerden aldı” beyanına bakarak bu uygulanışın elçilere dek uzandığını ileri sürer. Orijen’in (M.S. 185-253) böyle bir beyanda bulunduğu gerçi doğrudur. Ama belirttiğimiz gibi bu uygulamanın elçilerce uygulandığına ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır. İlk yüzyıllardaki Hristiyanlarca bebeklerin vaftiz edilmediği açık ve tartışılmaz bir gerçektir. Dikkat edilsin ki, Orijen burada “bebek” değil ama 6 ile 10 yaşlarındaki çocukları kapsayan latince “parvuli” yani “genç çocuklardan” söz ediyor. Bebek ile çocuk arasındaki farkı anlamak önemlidir. Gerçekten de ikinci yüzyılın başlarında “eğitilerek Hıristiyan olmuş aklıselim çocukların” vaftiz edildiğini görebiliyoruz (Babtême, A. Kuen sf. 195). Ama kesinlikle bebeklerin vaftizine rastlamıyoruz. Birçok konuda akliselim olan bu yaştaki çocukların belirli bir ruhsal eğitimden geçerek kilise çobanının onayıyla vaftiz olması kuşkusuz Kutsal Kitap prensiplerine aykırı düşmez.

Belirtilmelidir ki, üçüncü, dördüncü ve hatta beşinci yüzyılara kadar bebek vaftizi tüm kiliselerce kabul edilip uygulanan bir tören değildi. Dördüncü yüzyılda imanlı aile gençlerinin 20, 30 yaşlarında bireysel imanın sonucu vaftiz olmaları buna açık bir kanıttır. Örneğin Naziyanlı Gregoire 29 yaşında, Sezaryalı Basile 27, Ambroise 40, Akileli Rufin 31, Jean Chrysostome 20, Jerome de 18 yaşlarında vaftiz olmuşlardı. Bunlar Hristiyan bir ailede doğmalarına rağmen bebekken vaftiz edilmediler. Dördüncü yüzyılın sonlarında (379) ölen meşhur Büyük Basile de şöyle demiştir: “Önce Mesih’in bir öğrencisi olunmalı ondan sonra kutsal vaftizi alıp almamaya karar verilmelidir” . Constantinople (İstanbul) piskoposu olan Naziyanlı Gregoire da açık biçimde bebek vaftizinden yana olmadığını bildirir.

Bebek vaftizi özellikle aziz Agustinus’un “asli günah” görüşüyle genelleşmeye başlamıştır. O bebeklerin de asli günaha bulaştığını ve bundan arınmak için de mutlaka vaftiz edilmeleri gerektiğini ileri sürmekteydi. Vaftiz eylemi ona göre sadece asli günahı silmekle kalmıyor ama bebeğe ilerisi için iman da iletiyordu. Vaftizi bir sakrament olarak geliştirip Kiliseye empoze eden özellikle Augustin olmuştur. Dördüncü yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmiş olan Constantin ve imparatorluğu da bebek vaftizini imparatorluğun bir kanunu yaparak bebeklerini vaftiz ettirmiyenleri ağır biçimde cezalandırmak için fermanlar çıkarmıştır. Bu şekilde ilk yüzyıllarda uygulamada olan bilinçli ve imanı izleyen vaftiz yerini yavaş yavaş bebek vaftizine bırakmıştır. Novatiyen ve Donatistler her ne kadar bu kaymalara karşı durdularsa da engel olamadılar. Ortaçağda da bebek vaftizi dini liderlerin kışkırtmasıyla hükümet ve krallar tarafından halka zorla ve hatta bazen ölüm tehditleriyle uygulanırdı. Buna rağmen bebek vaftizini reddedip bilinçli iman vaftizini savunanlar (Pavluscular ve Voduacılar) o zamanda da var oldu. “Gerçeğin Anahtarı” başlıklı Ermenice bir kitapta Pavluscular olarak tanınan Hristiyanlar şöyle diyorlardı:
“Rabbimiz önce tövbe ve iman talep ediyor, vaftiz daha sonra gelir… Rabbimiz vaftizi olgun yaştakilere uygulamayı bize öğretmiştir”.

Bunlara benzer tarih boyunca bebek vaftizinin Kutsal Kitap’a uymadığını bildirip bilinçli imanla yapılan vaftizi savunan birçok vaiz ve Hristiyanlar belirmiştir. Ama kurulu kilise ve hükümetlerin politik düzenleri onları susturmuş ya da katlettirmiştir.