#28514
Anonim
Pasif

BİR ÖNDERİN PORTRESİ

Özellikle günümüzde önderlik oldukça kolaylıkla elde edilebilen bir mevki olarak görülmektedir. Bazen öyle kişiler önderliklere oturmaktadır ki, bu kişinin bu mevkiye nasıl geldiği konusunda şaşırmamak elde değildir. Doğal olarak bu yalnızca belli seküler idareci ve önderler için geçerli bir durum değildir. Ne yazık ki, dini müesseselerde de sık sık aynı soru ile karşılaşmak mümkündür.

İsa Mesih’teki “halk içindeki Hak’la birlikte” sürdürülen önderlik modeli özellikle samimi inananlar için gerçekten asıl ulaşılması gereken modeldir. Bununla birlikte bir çok iman önderi de Tanrı önünde esaslı önderlik modellerini sunmuşlardır. Hem dünyevi hem de uhrevi yani ruhani model örneğini vermişlerdir. Bu tür bir önderlik modeline en güzel örnek Musa Peygamberin örneğidir.

Levililer Kitabı’nın ilk satırları “RAB Musa’yı çağırıp Buluşma Çadırı’ndan ona şöyle seslendi” sözleriyle başlamaktadır.

Bu cümleye bakıp şöyle bir soru sorabiliriz; Acaba RAB neden orada bulan başka kişileri değil de Musa’yı çağırmıştı? Musa’nın diğerlerinden farkı neydi? Neden Musa böylesi önemli bir önderliğe davet edilmişti?

Burada hemen Kutsal Yazıların ışığında bu soruları değerlendirmeye çalışalım ve Tanrısal önderliğin bizim değer yargılarımıza göre önderlikten ne denli farklı olduğunu biraz olsun algılamaya gayret edelim.

1.Musa Peygamber duyduklarını işitme özelliği:

Bizler genelde işitmenin duyma ile farkını pek ayırt edemeyiz. Bu nedenle çok duymuş olmakla birlikte bir çok şeyi aslında anlamayız.

Bakın mezmur’da Davut ne güzel söylüyor: RAB’be övgüler sunun, ey sizler, O’nun melekleri, O’nun sözünü dinleyen, söylediklerini yerine getiren güç sahipleri! RAB’be övgüler sunun, ey sizler O’nun bütün göksel orduları. İsteğini yerine getiren kulları!” (Mz.103:21-22) Bu sözlerde vurgunun özellikle “O’nun Sözlerini anlama kapasite” üzerinde olduğuna dikkat edin.

Yasanın Tekrarı 5:22-27’e bakarsak Tanrı’nın çağrısı önünde bulunan diğerlerinin Tanrı’nın görkeminin önünde korkuyu bahane ettiklerini görüyoruz. Oysa Tanrı oraya tecelli ettiğinde ölmemişlerdi. Buna rağmen orada diğerleri bu olanları hala değerlendirememişti. Yani Tanrı’yı duymuşlar ama aslında işitmemişlerdi. Elbette Tanrı’nın tecellisinde Kutsal Yazılarda gördüğümüz gibi yerin sarsıldığına ve bir çok olayların olduğuna tanık oluyoruz. Ama .Musa Peygamber ile birlikte olan halka Tanrı kendisini açıklamak istemişti. Durum oldukça farklıydı. Demek ki, orada gerçekten Tanrı’yı işitmeye tam yüreği açık olan Tanrı’nın seçtiği .Musa Peygamber duruyordu.

2.Musa Peygamberin alçak gönüllü olma özelliği.

Süleyman’ın Meselleri’nde şöyle demektedir; Çünkü kralın seni bir soylunun önünde alaşağı etmesindense sana, “Yukarıya gel” demesi yeğdir”. Aynı yaklaşımla İncil’de de bir örnek verilmektedir. Luka 14:7-911‘e bakın: “ Yemeğe çağrılanların başköşeleri seçtiğini fark eden İsa, onlara şu benzetmeyi anlattı: “Biri seni düğüne çağırdığı zaman başköşeye kurulma. Belki senden daha saygın birini de çağırmıştır. İkinizi de çağıran gelip, “yerini bu adama ver” diyebilir. O zaman utançla kalkıp en arkaya geçersin. Bir yere çağrıldığın zaman git en arkada otur. Öyle ki, seni çağıran gelince, “Arkadaşım, daha önce buyurmaz mısın? Desin. O zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde onurlandırılmış olursun. Kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.”Benzer örnekleri Kutsal Yazılarla birlikte Talmud (Kadim Antlaşma üzerine hadisler) bulmak mümkündür.

Musa Peygamber o muhteşem buluşması esnasında Tanrı’yla aynı mekanda olduğu sırada yüzünü kapamış ve bu muhteşemliğe bakamamıştı. Bir anlamda bu tavrı dahi layık olmadığı hissi, insan olma sınırlılığı içinde kendini alçaltmasıydı Musa yüzünü kapadı.. (Mısırdan Çıkış 3:6) ve bunun üzerine biraz sonra Tanrı’nın Musa Peygamberi görevlendirdiğini görüyoruz “ Şimdi gel, halkım İsrail’i Mısır’dan çıkarmak için seni firavuna göndereyim “ (Mısırdan çıkış 3:10).

Görüldüğü gibi yaratılıştan gelen yani insanın doğasında mevcut hem Tanrı hem de insan önünde sergilediği ve hem de hakikatte kendisinde var olan samimi alçakgönüllülük Tanrı çağrısı için bir kriter oluşturuyordu. İşte Tanrı bu nedenle Musa Peygamberi böylesi zorlu bir hizmete önder atamıştı.

3.Musa Peygamberin gönül gözünün açık olması özelliği:

Musa Peygamber yalnızca işitmekle kalmıyor aynı zamanda sorularda sorarak söylenileni tam olarak anlamaya çalışıyordu. Yani diğer gönül gözü açık iman kahramanlarından büyük bir farkı vardı. Örneğin; Tanrı önünde kendinin bu hizmete layık olmadığını ve bunu gerçekten yapabilirliliğinin mümkün olamayacağını Tanrı’ya iletiyordu. Sonra Tanrı’dan net olarak aldığı yönlendirişi bir kez daha sorguluyor ve çağrısını net olarak algılamaya gayret ediyordu. Çıkış kitabında bunun örneğini görüyoruz. Firavun’a gitmeden önce hizmetini, sorumluluğunu net olarak algılamaya çalışan bir peygamberle karşılaşıyoruz. Ve kayınpederi ile sorunlarını paylaşan nasihat dinleyen bir peygamber görüyoruz.

Bütün bu üç nokta önderliğin yalnızca birilerinin bizi önder ataması yada kendimizi önder olarak görmemizle önderliğin olmayacağına ilişkin öğretişlerde bulunmaktadır. Aynı zamanda bazen “neden önder yetiştiremiyoruz?” şeklindeki sorumuza da aslında burada cevap bulmamız mümkündür.

Önderlik, hele hele ruhani önderlik Tanrısal bir veridir. Tamamen Tanrı ile insanının samimi ilişkisindedir. Tanrı’nın çağrısına bağlıdır. Bu çağrı insanın Tanrı Sözünü işitmesi ile alakalıdır, bu sözlere itaati ile alakalıdır, bu ibadet hayatına ve insan ilişkilerine bağlıdır. Yoksa birilerinin “atadım” demesine, yada şöyle bir rüya gördüm, bana şu verildi bu verildi denmesine, şu kadar iş yaptım, şu kadar projem var demeye bağlı bir “oldurma” “eğreti bir yapı” asla değildir.

İsa Mesih bu nedenle “Ne mutlu yumuşak huylu (alçak gönüllü) olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar. Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar. Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar. Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler. Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek!” sözleri ile aslında doğru ve “ruhta ve gerçekte” tapınan bir önderin üzerinde taşıması gereken kriterleri de belirginleştirmektedir.

Rev.Dr.Turgay Üçal