#28124
Anonim
Pasif

Hepsi birarada
Türkiye'de 'misyonerlik faaliyetleri' teşhirini yapanlar, bugün aşırı sağdan ulusalcı sola, çok geniş bir siyasal yelpaze oluşturuyorlar. 'Misyoner faaliyetlerinin Türkiye'yi bölme amacı taşıdığını' iddia eden bu koro, AB'yi de zaman zaman 'yeni bir Haçlı seferi başlatmakla' suçlayanlar tarafından her fırsatta destekleniyor. Bugün taşı sadece radikal İslamcılara atmak, hedef şaşırtmak olur. Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi, bu kez de militan ulusalcı hassasiyetin rolü çok önemli. Bu hassasiyetin arkasına saklanarak faaliyet gösteren emekli güvenlik güçleri elemanlarının yönetimindeki örgütleşmeler, bugün Türkiye'ye karşı yeni bir Haçlı seferi başlatıldığı hezeyanından besleniyor. 14 Nisan mitinginde kürsüde Prof. Dr. Alpaslan Işıklı şöyle haykırıyordu: “Bugün için bizi özel bir nezarethaneye kapatmayı başarmışlardır. Bu nezarethane, Avrupa Birliği'nin bekleme odasıdır. Gardiyanları da içimizdedir, başımızdadır. Bu arada, ülkemizin içinde bulunduğu bölgede, 22 kadar ülkenin coğrafyasını değiştireceklerini açıkça ilan etmiş bulunuyorlar. (…) Minareler süngümüzdür demişti. Geldi Haçlı seferlerini yapanların eşbaşkanlığını kabullendi. Bu arada, Irak'ta yıkılmayan minare kalmadı. Bunların zamanında Hıristiyan misyonerliği başını alıp gitmektedir. İstanbul'u başında Ortodoks patriğinin bulunduğu bir dukalığa dönüştürmek isteyenlerin iştahları iyiden iyiye kabarmıştır”.
14 Nisan günü Tandoğan Meydanı'nda toplanan büyük kalabalığın belki çoğunluğunun katılmadığı ama duyunca tepki de vermediği bu mümtaz görüşlerin yüzlerce benzeri, medyadan halkın, üniversite kürsülerinden ve okullardan öğrencilerin beyinlerine her gün boca ediliyor. İsterseniz esas yakın ve büyük tehlikeyi başka yerlerde aramaya devam edin.
Ertuğrul Özkök 19 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde 'Boğazına düğümlenen en katı yazı' başlıklı yazısında “Dün Malatya'da olup biten hadise, Türkiye'nin kolektif sorumluluğudur' fikrini içeren bir yazı yazdı. “Hiçbirimizin Hizbullah cinayeti deyip elimizi yıkayamayacağımızı” belirtti. “Yıllardır sosyal demokrat, demokratik sol diye bildiğimiz, sandığımız siyasetçiler(in) misyonerlik faaliyetleri artıyor diye insanları galeyana getiren demeçlerini” hatırlattı. “En medeni, en laik, en hoşgörülü diye bildiğimiz çevrelerde bile, İncil satan üç beş gence bakıp, “Din elden gidiyor' hezeyanlarını yayanların görüldüğünü” ifade etti. Neredeyse tamamını bu sütunlarda yayımlama arzusu veren bu yazının yanında, aynı gün Hürriyet gazetesi, olayların arka planını ele alış tarzıyla da alışılandan farklıydı.
Rahip Santoro, Hrant Dink ve Malatya cinayetleri Türkiye'de Türk-İslam sentezi fikrini kendisine kalkan yapan faşizan ideolojinin artan provokasyonlarına karşı demokratik bilincin artık uyanmasının, Türkiye halkının sürüklenmek istendiği milliyetçi paranoyaya karşı omuz omuza mücadele etmemezin acil gerekliliğini bize gösteriyor. Her şeyden önce elbirliğiyle medyada, üniversitede, okulda, günlük yaşamımızda komplo bezirganlarına itibar etmemekten başlamamız gerekmiyor mu?