ANASAYFA Forum HRİSTİYAN YAŞAMI VE UYGULAMALARI Oruç Mesih İnancı’nda Oruç Kavramı ve Uygulama Biçimleri Re: Mesih İnancı’nda Oruç Kavramı ve Uygulama Biçimleri

#30624
Armagan
Anahtar yönetici

II.BÖLÜM

MESİH MERKEZLİ ORUÇ

Kendi isteği ile birşeyler yapmayı sevmeyen insanoğlu oruç denince kendisini mecbur edecek bir takım şartlar aramaktadır. Bu yüzden oruç denince hemen sorulan sorulardan bir tanesi; orucun ne zaman tutlacağıdır. Oruç kaç gün tutulacak yada kaç gün tutulmalıdır, nasıl tutulacak, orucu ne bozar ya da neler bozmaz soruları ile insanoğlu hemen kendisine kurallar ve şartlar aramaya meyillidir.

Ancak Kutsal Kitap bize bu konuda bir cevap vermez. Bizlerin bu türden tutum ve anlayışımız oruçta hedeflenen ruhaniyeti engellemekten başka bir işe yaramaz. Zaten İşaya 58. bölümündeki ayetlerin özüne baktığımız zaman oruçtaki hedefin bu sorular olmadığını görüyoruz.

İşaya 58. bölüm üzerinde düşündüğümüz I. Bölüme baktığımızda oruçta hedefin günah ve hatalarımızı farketmek, gurur ve günahımızın farkında olmak ve bunun kırılmasına çalışmak, yanlış insani ilişkilerimizi düzeltmek, insanlık ailersinin tüm fertlerini sevmeye çalışmak olduğunu görmüştürk.

İncil’de, İsa Mesih’in de öğretişinin bu yönde olduğunu görüyoruz. Şimdi İncil’in bu konudaki ayetlerine bakalım.

Luka 18.9-14 ayetler: “Biri Ferisi,öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıkmış. Ferisi ayakta dikilip kendi kendine şöyle dua etmiş: ‘Tanrım, diğer insanlar gibi soyguncu, hak yiyici ve zina edici olmadığım için, hatta şu vergi görevlisi gibi olmadığım için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’ Vergi görevlisi ise uzakta durmuş, gözlerini göğe doğru kaldırmak bile istemiyor, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkara merhamet et’ diyormuş. “Size şunu söyleyeyim, Ferisiden çok bu adam aklanmış olarak evine dönmüş. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”
Buradaki Ferisi yaptığı işlere güvenerek gurura kapılan ve başkalarını küçük görerek kendini yücelten bir kişidir. Ferisi başkalarının günahlarını görmeye odaklanmış olduğundan kendi günahının farkında değildir. Bu kişide bir alçakgönüllülük, tövbe ve pişmanlık görmüyoruz. Vergi görevlisinin merhamet dileyen ruh hali onda gözükmüyor. İşte bu yüzden aklanan kişi pişmanlık duyan günahkar olmuştur.

İsa Mesih’in bizlere anlattığı bu örneğe dikkat ettiğimizde orucumuz Mesih merkezli olacaktır. Yani oruç Tanrı’yı hoşnut eden bir oruç olacaktır. Luka 18. bölümde gördüğümüz Ferisi örneğinin İşaya 58. bölümde oruç tuttuğu halde ‘parmak uzatan’ ve ‘fesat söyleyen’ kişi ile aynı tavır sergileyenler olduğunu görüyoruz. Tutulan bir oruç Mesih Merkezli ise vergi görevlisi örneğinde olduğu gibi Tanrı’nın beğenisini ve onayını kazanır.

Orucumuz yaşadığımız dünyaya İsa Mesih’i ilan etmelidir.

Gündelik hayatta karşılaştığımız her sorunda İsa Mesih’in merhamet yüreğine uygun bir davranışı sergilemek, O’nun sözlerini hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline getirmeye çalışmak orucumuzu Mesih Merkezli bir oruç yapacaktır. Oruç boyunca İsa Mesih’in iradesini hayatımızda görünür kılmak, Kutsal Kitabı yaşamımız ve sözlerimizle yansıtmaya çalışmak gayreti orucumuzu Mesih Merkezli bir oruç yapacaktır.

Kutsal Yazılar İsa Mesih’i işaret ettiği gibi orucumuzda İsa Mesih’i işaret etmelidir. Oruç süresince düzeltmeye çalıştığımız sözleriniz ve davranışlarımızla İsa Mesih’in öğretişleriyle çelişmeyen bir davranış ve söz bütünlüğüne olabildiği orada sahip olmak oruçtan sonraki dönemde hayatımızı daha bir yenilenmiş hale getirecektir.

İsa Mesih’in oruç hakkındaki diğer bir çarpıcı öğretisi ise dağdaki vaazında görülür.

Matta 6.16-18 ayetler: “Oruç tuttuğunuz zaman, iki yüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm veririler. Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın. Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanıza oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.”

İsa Mesih’in verdiği bu örnekte başkalarına oruç tuttuğunu belli eden, bir anlamda elalem ne der korkusu ya da insanların övgüsü için tutulan orucun Tanrısal bir değeri olmadığını görüyoruz.

İsa Mesih’in oruç öğretişi, orucu ne zaman tutacağız, nasıl tutacağız, ne kadar zaman tutacağız? gibi sorulardan uzaktır. İsa Mesih oruçtan bahsederken rakamlarla ve kurallarla ilgilenmiyor, O’nun dikkat ettiği nokta tutulan orucun ruhaniyetidir.

Bu ayette ‘Oruç tuttuğunuz zaman’ ifadesi sık sık sorulan ‘Hıristiyanlıkta oruç var mı?’ sorusuna yeterli bir cevap olmaktadır. İncil’e göre oruç, bir Hıristiyanın Kutsal Kitap okumak, dua etmek, kilise faaliyetlerine katılmak gibi ruhsal solunum faaliyetlerinden biridir.

İncil, yılın şu ayında, şu şartlarda, şu kadar oruç tutun diye bir öğretiş vermez. İncil’in bahsettiği yürekten inanmış kişi zaten oruç tutmaktadır. Orucu yanlızca senenin bazı aylarına bölerek toplumsal bir zorunluluk, bir yarış gibi düşünmek, ya da tutulmadığı zaman bazı cezai yaptırımları öne sürerek uygulatmaya çalışmak İncil’in oruç anlayışında yoktur. Tanrı, bizlerin O’nunla olan ilişkimizde özgür olmamızı ister.

Yukarıdaki ayetlere ek olarak bir diğer ayette ise oruç tutmanın gerekliliği açıkca vurgulanmıştır.

Matta 9:14-15:
Bu arada Yahya’nın öğürencileri gelip İsa’ya, “Biz ve Ferisiler oruç tutuyoruz da, senin öğrencilerin niçin tutmuyor?” diye sordular. İsa şöyle karşılık verdi: “Güvey hala aralarındayhen, davetliler yas tutar mı hiç? Ama güveyin aralarında alınacağı günler gelecek, işte o zaman oruç tutacaklar”

İsa Mesih burada öğrencilerinden bahsederken ‘işte o zaman oruç tutacaklar’ ifadesi ile bir imanlının oruç tutması gerekliliğine yeterince cevap vermiştir. Evet, güvey göğe alınıp yüceltilmiştir. Şimdi O’nun görkem içinde dönüşünü bekleyen kilise oruç tutmalıdır.

Çünkü Eski Ahit döneminde oruç tutan Tanrı halkının karşılaştığı problemler ve sorunlar bugün de bizler için geçerlidir.

Orucu Ne Zaman Tutmalıyız ? :

2.yüzyıldaki ‘Didake’ öğreti kitabında o dönem Mesih İnanlılarına çarşamba ve cuma günü oruç tutmaları öğretilmekteydi. Bu dualı bir oruçtu. Bazen bu oruç cumartesi günü de devam ederdi. İkinci yüzyıldaki kiliselerin Diriliş Bayramından önce (Paskalya) oruç tuttukları bilinmektedir.

4.yüzyılda ‘Quadragesima’ adıyla kırk günlük oruç tutulduğu bilinmektedir. Bazı yerlerde yeni imanlılar bu kırk günlük sürede vaftize hazırlanırlardı. Bazı kiliseler bu süreye bir hafta daha ilave ederek Diriliş Bayrımı (Paskalya) öncesinde 7 hafta oruç tuttular.

18. ve 19. Yüzyıl Protestan Kiliseleri uyanış tecrübesi yaşamış oduklarından ruhsal açıdan durgun hissedilen dönemlerde Mesih’in huzurunu özleyerek oruç tutarlardı. Genellikle belli bir hafta sonu seçildikten sonra, cumartesi günü oruçlu dua için toplanırlardı. Kendilerini Kutsal Sözün açıklanmasına ve duaya adayıp Pazar günleri ise oruçsuz olarak ibadet ederlerdi.

Kutsal Kitapta Tanrı halkının takvime göre (7. ayın 10. günü) tuttuğu en belirgin oruç, kefaret orucuydu. Bundan başka 4.ayın 7.günü, 5.ayın 9.günü, 7.ayın 3.günü, 10.ayın 10.günü oruç tutmaktaydılar. Buna karşın Kutsal Kitapta Tanrı halkı üzüntülü ve sıkıntılı oldukları durumlarda (1.Samuel 1:7), ülkenin geleceği içinendişe duyduklarında (2.Samuel 1:12), günahtan dönmek ve tövbe etmek istediklerinde (1.Samuel 7:6), Tanrı’dan ve O’nun öfkesinden korkulduğu zamanlarda (2.Samuel 12:6), günaha düştüklerinde (Ezra 10:6), endişe ve karışıklığın olduğu zamanlarda (Hakimler 20:26), tehdit ve korku olduğu zamanlarda (2.Tarihler 20:3), oruç tutmaktaydılar.

Yani orucu başlatan şey özel bir ay ya da gün değil, o an için yaşanılan özel durumlardı. Orucu başlatan şeyler takvimsel hesaplar değil, Tanrı ile aranan yakın ilişki ve Tanrı’dan yardım ve merhamet beklentisinin olduğu özel durumlardı.

Mesela Kutsal Kitabın Yoel 1.14.ayetinde: ‘Oruç takdis edin, toplantıya çağırın, ihtiyarları ve memlekette oturanların hepsini Allahınız Rabbin evine toplayın ve Rabbe feryat edin’ sözleri ile görüyoruz ki, bunun gibi durumlarda Tanrı’nın halkı yılın herhangi bir gününde oruç başlatmaktaydı. Bu durumda orucu kilise uygun gördüğü her zamanda başlatabilir. Gerek ülkenin içinde bulunduğu durum gerekse kilisenin içinde bulundu zorluk yada ruhsal bir bereket ve ruhsal uyanış, veya kilisenin tarihindeki herhangi önemli bir olay oruç sebebi olabilir. Bunun dışında kiliselerin ibadet takvimlerinde cemaati teşvik ve hatırlatma için oruç ve perhiz günleri belirlenmiştir. Ancak bu takvimlerde belirtilen oruç günleri bir düzen olması için önerilmiştir. Belirlenmiş dönemler dışında kişiler isterse ayrıca oruç tutabilirler.

Cemaatin tek bir beden olarak birlik içinde katıldığı orucun ruhsal bereketlerini yine bütün cemaat olarak birlikte paylaşması güzel bir tecrübe olacaktır. Bunun dışında elbette kişiler ayrıca oruç tutabilir.

İsa Mesih hizmetine başlamadan önce 40 gün süre oruç tutmuştu. Bu orucun sonunda denendiğinde galip gelmişti. İsa Mesih oruç tutarken ruhsal ve bedensel olarak Tanrı ile birlikteydi. Bu süre içinde dünyasal işlerden uzaklaştığı için Tanrısal ve ruhsal olana yoğunlaşabilmişti. Kendisi bu alışkanlığı hayatın her gününe yayabilmeyi iyi biliyordu. Bu yüzden Yuhanna 4.34 ayetinde ‘Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır’ diyerek orucun meyvelerini hayatın tamamına ve her alanına nasıl taşıdığını gösterir. İsa Mesih’in buradaki ifadesinden orucun; yiyeceğini dolaba kaldırıp aç kalarak değil, Tanrı sözü ve işi ile meşgul olarak yapılan bir ibadet olduğunu görüyoruz. İsa Mesih yaşamın her anına ve alanına taşıdığı orucun bu meyvesi gereği, kendi etinden olandan kaçınmamış, bu yüzden vergi görevlilerinin ve günahkarların dostu olmakla suçlanmıştı. Yine Zakay’ın evine gittiği için günahkarlarla dost olmakla suçlanıyordu. Bu örneklerden açıkça anlaşıldığı gibi öncelikle tuttuğumuz orucun meyve vermesi önemlidir. Bu yüzden yılın dilediğimiz ayında oruca başlayabiliriz.

Hangi Konularda Oruç Tutabiliriz ?

Evlilik, iş değiştirmek, göç etmek, kilisede yeni bir göreve başlamak gibi önemli kararlarda, günahlılığımızdan tövbe etmek istediğimizde, sevinçli ya da üzüntülü olaylarda, ruhsal konularda bilgelik ve hikmet kazanmak için, gururumuzun kırılması, Tanrı’yı hayatımızda ve düşüncemizde yüceltmek için, alçakgönüllük ile Tanrı’ya hizmet etmek ve O’nun lütfunu daha iyi anlamak için, ruhsal savaşta galip gelmek ve şeytanın tuzaklarını kırmak için, zayıflıklarımızın kaldırılması ve özdenetim kazanmak için, Tanrı’nın bize yol göstermesi, bizi kuvvetlendirmesi, hayatımızdaki kurak olan alanları yeşertmesi, bize destek olması ve her alanda bizi bereketlemesi için oruç tutabiliriz.

Hayatımızda eksik olan ruhsal meyvaların çoğalması, Rab’den dilediğimiz birşeyin O’nun isteğine uygun olup olmadığını anlamak için oruç tutabiliriz. Tanrı’nın yön vermesini, iyileştiren, kutsayan merhametli elinin dokunmasını istediğiniz her durumda; yani hayatın her alanında karşılaştığımız iyi ya da kötü durumlarda oruç tutabiliriz.

Orucu Nasıl Tutmalıyız ?

Genelde oruç, akşam bir kez yemek yedikten sonra ertesi akşama kadar devam eden süreye denir. Oruç tutan kişiler gün boyunca birşey yemez ve içmezler[16]. Gün batımından sonra yenen yemekle oruç bozulur.

Oruç döneminde et, tavuk hayvansal gıdalar (süt, peynir, yumurta) ve alkol kullanılmaz. Ancak bazı sebeblerden dolayı oruç tutamayanlar perhiz tutatbilir ya da gün boyunca sıvı şeyler (su veya meyva suyu) alarak oruçlarını hafifletebilirler (kısmi oruç ya da hafif oruç). Daniel 10:2-3 ayetlerindeki “O günlerde ben Daniel üç hafta yas tutyordum. Tam üç hafta doluncaya kadar iyi yemek yemedim ve ağzıma et ve şarap girmedi ve hiç yağ sürünmedim” sözlerinden kısmi oruç ya da hafif oruç tuttuğunu görüyoruz. Yani et ve tatlı yiyecekler değil, temel yiyecekler (su, ekmek gibi) alarak kısmi oruç tutmuştur. Oruç günlerindeki perhizde ise et ve tavuk haricindeki süt, yoğurt, peynir, yumurta ve ya bunlarla yapılmış yiyecekler alınabilir. Perhiz günlerinde günde birkaç kez böyle hafif yemekler yenilebilir.

Eski Ahitte bayram ve sebt günlerinde oruç tutulmadığı için, kilise bayramlarda ve Yeni Ahit’in sebt günü olan pazar günleri oruç tutmayı tavsiye etmez. Ancak uzun oruç dönemlerinde cumartesi ve pazar günleri hafta boyu süren orucumuzun hafifletildiği ve gıdalarımıza dikkat ederek bedeni güçlendirdiğimiz günlerdir.

Ayrıca uzun oruç dönemleri bir hafta ya da bir süre müsait olmayanların bu uzun dönem içindeki herhangi bir günde oruca katılmaları için bir kolaylıktır.

Kutsal Kitabın Sebt günü ve bayram anlayışına burada ayrıca dikkat etmeliyiz. Çünkü günümüz insanları ‘bayram’ deyince tatil, deniz, alışveriş ve gezmek gibi şeyler düşünmektedirler. Oysa Kutsal Kitabın bayram ve Sebt günü anlayışında Tanrı halkının dünyasal olan şeyleri, ev ve iş ile ilgili planları, kafasını meşgül eden şeyleri bir kenara bırakması, Kutsal Yazılara ve bunları derin düşünmeye vakit ayırarak ruhunu dolayısıyla bedenini dinlendirdiği ve Tanrı’yı dinlemek için ayırdığı gündür. Dikkat edilirse gerek sebt günü gerekse bayram günleri Kutsal Kitap kültüründe Rab’be ayrılmış gün olarak ibadet öncelikli günlerdir. Elbetteki Tanrı’yı derin düşünmek ve Kutsal Kitap okumak için evden uzaklaşabilir, başka yerlere gidebiliriz. Ama hedef bir yerlere gitmekten önce Mesih İsa’nın hoşnutluğu olmalıdır. İşte bu günlerde yediğimiz yemekler ise Tanrı’nın zaferini kutladığımız ziyafetlere dönüşmüştür.

Oruç zamanında bedensel alışkanlıklarımızı frenlemek ve özdenetim kazanmaya çalışarak nefsimizi terbiye etmeye ve disiplin altına almaya çalışarak Tanrı ile olan ruhsal bağlarımızı güçlendirmeye çalışırız. Ancak orucu bedene eziyet ve acı çektirme gibi düşünmek yanlıştır. Bu yüzden oruç esnasında ilaç alabilir, iğne olabiliriz. Uzun süreli oruç uygulamalarında sıvı şeyler alabiliriz. İşaya’nın ‘Kendi ekmeğini aç olanla paylaşmak, 10canının çektiği şeyi aç olana verirsen’ sözlerine baktığımızda orucun; aç kalarak Tanrı’ya ve ya insanlara bir performans sergilemekten çok, canımızın çektiği ve sevdiğimiz şeylerden bir süre için vazgeçmek ve bunları başkasıyla paylaşabilmek olduğunu görüyoruz. Bu anlamda et ve bazı hayvansal gıdalardan bir süre için uzaklaşıp bunlardan vazgeçilmesi bir oruçt

  • Yine kişinin çok sevdiği veya alışkanlığı olan şeylerden vazgeçmesi aynı şekilde bir oruçtur.
  • Dua ve kilise faaliyetleri gibi yürekten ve kendi özgür irademizle karar vererek yaptığımız oruç Tanrı ile olan ilişkimizi daha sağlam ve canlı kılacaktır.
  • Oruç tuttuğumuz zamanlarda, ne kadar tutacağımız, nasıl ve ne şekilde tutacağımız konularında kafamızı meşgül eden sorular olduğu zaman Kutsal Ruh’ta dua ederek şu ayetleri hatırlamak bize yol gösterecektir.

    Koloseliler 2.20-23 ayetler: Mesihle birlikte ölüp dünyanın temel ilkelerinden kurtulduğunuza göre dünyada yaşayanlar gibi niçin “Şunu tatma”, “Bunu tatma”, “Şuna dokunma” gibi kurallara uyuyorsunuz? Bu kuralların hepsi, kullandıkca yok olacak nesnelerle ilgilidir; insanların buyruklarına ve öğretilerine dayanırlar. Kuşkusuz bu kuralların uydurma dindarlık, sahte alçakgönüllülük ve bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır; ama doğal benliğin düşkünlüğünü önlemekte hiç bir yararları yoktur.