#29416
Anonim
Pasif

Kutsal Kitap; birbirinden oldukça farklı yazı çeşitlerini içermektedir. Anlatım biçimleri, yazı tarzları, hatta gramer kullanımları, yazın biçimleri; hep birbirinden farklıdır. Yüzlerce yılın içinde; Tanrı’nın halkına özel bir vahiy olarak duyurmak istedikleri , ulaştırmak istedikleri kendisine sadık kişiler tarafından onların karakteristik özellikleri, kişilikleri de gözönünde bulundurularak bizlere yansıtılmıştır.

Kutsal Kitap’taki mektuplar; bildiğimiz gibi her ne kadar Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun esini olarak kaleme alındıysa da, herşeyden önce bir mektup özelliği içindedir ve bu özelliğini yitirmiş değildir. Yani bir mektubu, okuyup yorum yapmak , yine içinden tümceleri hatta sözcükleri cımbızla ayıklama tarzında olamaz. Bir mektubu bir bütün içinde değerlendirmek, oldukça önemlidir.

Çünkü mektubun bütünü içerisinde, bu mektubu yollayan kişinin ne erekle yolladığı, neleri kast ettiği anlaşılabilir. Hatta; şimdi, artık mektuba, mektuplaşma kavramına oldukça yabamcı olmuş olsak da, yine de mektup okumanın tekrar tekrar yapıldığını unutmamamız gerekmektedir.Yani mektuplartam olarak kişinin demek istediğinin anlaşılması için; tekrar tekrar okunup, bir bütün olarak okunup anlaşılması gereken yazı biçimleridir.

Bir mektup nasıl Tanrı buyruğu ya da vahyi olabilir ? Ya da içinde söylenilen sözlerin hangisi Tanrı sözü hangisi yazarın sözüdür ? Bu ayrımı yapmak mümkün müdür ? Tanrı sözü ile insan sözünün karmaşasından nasıl bir teoloji ortaya çıkacaktır ? Çıkan teolojinin mektubun yazıldığı yörenin sorunları ile olan ilişkisinedir ? Bu ilişki sonucu varılan noktalar yani teolojik noktalar gerçekten bizim durumumuzu ne kadar ilgilendirir ?

İşte iyi bir yorum için bütün bu soruların ışığında bir anlam değerlendirmesi yapmamız gerekmektedir. Aksi takdirde yüzeysel olarak ve kendi içsel durumumuzu yansıtan bir takım sonuçlara varmamız mümkündür.

Benzetmelerle aslında anlatılmak istenilen esas öğretiler; halkın anlayabileceği seviyeye indirgenmeye çalışılmıştır. Benzetmeler; görünüşte anlaşılması oldukça kolay öykülerdir.Ama; mesajları en çok çarpıtılan ya da farklı yorumlar çıkartılan bölümlerdir. Benzetmeleri anlamak istiyorsak; öncelikle kime anlattıklarını keşfetmemiz gerekmektedir.

İsa’nın bütün örnekleri, giz olsun diye de söylemediğini; unutmamamız gerekiyor. Zira; İsa, öğretisinin halk tarafından net olarak algılanmasını istiyordu.

Alegori ile benzetme arasında fark vardır. Alegoride; öykünün her bir ögesi öyküye tamamen yabancı olan bir anlam içermektedir. Benzetmede ise; aslında anlatılan konu o andaki durumdan dayanak almaktadır. Örneğin; fahişenin İsa’nın ayaklarını saçları ile silmesi olayında anlatılan ” iki adamın bir tefeciye borcu varmış.. ” ifadesiyle başlayan benzetme; o andaki olayda seslenilmek istenen kişilere bir ders mahiyetinde bir benzetmedir. Yani bu öykünün içinde bir gizem yoktur. Sadece davet eden kişi ile oradaki fahişe konumundaki hanımın da çıkaracakları ders olan bir öyküdür.Burada; tanrı, borç veren kişi gibidir ve iki kişi de; birisi davet eden kişi , diğeri de bu kadın için örnektir.

Öyleyse; benzetmelerde kim için benzetme yapıldığını bilmek oldukça önemlidir. İlk dinleyicilerin kimliği önemlidir. İyi Samiriyeli ve Kaybolan Oğul benzetmelerinde bu durum çok açıktır.

Özellikle Kutsal Kitap’ın en büyük bölümünü oluşturan Kadim Antlaşma bölümüne ” Eski Antlaşma ” denmektedir. Oysa “Eski Antlaşma ” sözü sanki bu antlaşmanın eskimiş, artık kullanılmazolduğu gibi bir anlamda ifade edilebilir. Oysa Tanrı’nın insanları ile yaptığı ve özel vahyi ile mühürlediği antlaşması değişmemiş; sadece, antlaşması zaman zaman irdelenmiş; anımsatılmış ve yeniden ele alınması sağlanmıştır. Kısacası antlaşması değişmeyen ” kadim ” bir antlaşmadır. ” Kadim “; daha ziyade ” antik ” anlamındadır. Yani; değişmeyen, eskimeyen, yerli yerinde, özü gibi. O zaman; ” Kadim Antlaşmaya “, ” Eski Antlaşma ” denilmesinde , gerçek olarak, teolojik bir arka plan olduğu kesindir.

O zaman Tanrı’nın değişmez antlaşması etrafında toplanan inanlılar için; bu, Kutsal Kitap’ın en büyük bölümünü oluşturan ” Kadim ” bölümünü anlamamız, elbette önemlidir. Çünkü Kadim bölüm yoksa; bizim İsa’nın sözlerini anlamada çok büyük zorluklar çekeceğimiz kesindir.Çünkü Mesih İsa’nın da aslında ders verdiği; öğretişlerini üzerine bina ettiği; kısacası elinde tuttuğu bölüm, ” Kadim Antlaşma ” bölümüydü.

Kadim Antlaşması’nın %40’ı bir takım anlatıları içermektedir Hiç kuşkusuz bu kadar anlatıları bir bütün halinde değerlendirmek ve aynı zamanda, anlatıların kendi zeminleri üzerinde değerlendirmesini yapmak; kolay bir iş değildir.

Genelde hristiyan bakış açısı ile yaklaştığımızda; ” Kadim Antlaşmayı ” üç düzeyde incelemek gerekmektedir. Anlatılanların hristiyan ilahiyatına ilişkin yorumlanması bir düzeydir. Bir diğer düzey ise Tanrı’nın İsrail’i, kendisine çağırdığı halkı kurtarışı üzerine anlattıkları düzeydir. Üçüncü düzey ise; her ik tarafı irdeleyen kişisel yaşamlar, tanıklıklar, anlatılardır.

İsa Mesih’e göre; bütün bu anlatımlar kendisine tanıklık etmektedir ( Yu. 5:39 ) Oysa diğer taraftan; yüzlerce yıllık ” kadim” sözleri elinde bulunduran bugünkü İsrail için; hala beklenilen bir Mesih’e de işaret ettiği halde, Tanrı’nın değişmez ve İsrail aracılığıyla dünyaya sunduğu öğretileridir.Gerçekten Mesih’i işaret ettiği noktalarda, Mesih’ten bahsedilmeli; hiç işaret etmediği noktalarda da neyi işaret ediyorsa, metin neyi anlatmak istiyorsa, o olduğu gibi bırakılmalıdır. Ama ne yazık ki; insanın hep kendi düşüncesini güçlendirme ve kendisine ,hep kanıt arama çabaları beraberinde pek de doğru olmayan sonuçlar getirmektedir.

Genelde insanlar; inanca ilişkin metinlerde, hep farklı bir arka plan ( tasar ), bir giz ararlar. Oysa bazen metin, yazıldığı haldedir. Ne bir gizi, ne de bir arka tasarı bulunmaktadır. Metni olduğu gibi değerlendirmek gerekmektedir. Nasıl bir şeylere işaret etmediği halde, işaret ettirildiğinde metin, farklı bir yöne gidiyorsa; giz arandığı takdirde de metin farklı bir yöne gidecektir.

Kutsal Kitap metinlerinin, özellikle anlatı bölümlerinde anlatılmak istenilen Tanrı’nın kurtarış tasarı doğrultusunda; insanlık tarihindeki etkinlikleri ve bu etkinlikler içinde, insanların bir anlamda yaşamları ile, hareketleri ile, sözleri ile bu etkinliklere farklı biçimlerdeki yanıtlarıdır. Kısacası bu metinler, ahlaki ( etik ) öğretişler bütünü değildir. Böyle bir erek ( amaç ) yoktur.

Satır aralarınıu okumak, gerçekten önemlidir.Örneğin; Ester’de, hiçbir biçimde tanrı’dan bahsedilmez.O zaman bu metin, neden ” kadim ” kitap içinde yer almaktadır ? Bunu sorgulamamız gerekmektedir. Dikkatli bir çalışmada ve satır aralarının iyi okunmasında görüleceği gibi, Ester anlatımının arkasında tamamen Tanrı’nın eli olduğu, O’nun her şeye kadir olan Yaratıcımız olduğu ve halkını yani Kendisine samimi olarak bağlı olanları, çağırdıklarını hiçbir zaman bırakmayacağını ve Tanrı’nın kurtarış planının insanların samimi imanlı olup olmamasına bakmaksızın işlediğini, bize anlatmaktadır

Önyargı

Bazıları, ” Eski Antlaşma” yı okunması gerekmeyen, karmaşık bir metin olarak kabul etmeleri ve de ” İsa’da kurtul yeter”, ” Müjde oku yeter ” şeklinde tümceler kurmaları, Kutsal Kitap’ı bir bütün olarak ele almaya oldukça mani olmaktadır. Bu nedenle, özellikle ” Eski Antlaşma ” nın uzun olması ve bir çok öykü ve tarihi içermesinin de okuyuşu güçlendirmesi nedeniyle, birçok kişi okumamayı tercih etmektedir.

Oysa İsa Mesih’in okuduğu, okuttuğu, anlattığı, dersler verdiği ve kurtuluş müjdesini üzerine inşa ettiği ” eski ” metinler, imanımız için, Mesih’teki yaşamımız için vazgeçilmez ” kelam ” kaynağıdır.kitap oku Bu bağlamda, özellikle, doğru yorumlama için Kutsal Kitap’ın tamamını anlattığı konularla birlikte ve anlatmak istediği şekil ile kabul etmek, aslında inancımızın önemli temel noktalarından biridir.

Kutsal Kitap’ı bir bütün olarak kabul etmekle kabul etmemek arasında, sürekli bir gidiş geliş yaşayan Hristiyan, kitabın tamamını bir bütün olarak anlamakta her zaman zorluk çekmektedir. Bu da doğaldır. Çünkü kitap,bir çok birbirinden ayrı kitapların bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır ve temelinde aslında Tanrı’sal bir kurtarış umudunun İsrail’la Tanrı arasındaa yapılan abtlaşma metni üzerinde tekrarlanması bulunmaktadır. Tanrı, seçilmiş bir halk ve bu halktan gelen peygamberler, kurtarıcılar ve tek bir kurtarıcı Mesih.

Dolayısıyla Tanrı, Musa aracılığıyla antlaşmasını bildirirken aynı zamanda halkın yasalar altında yönetilen bir halk olmasına da çalışmıştır. İşte burada, yani ruhsal yasalar, toplumsal yasalar ve Tanrı insan ilişkileri, insan duygusallığı ve kurtarıcılar ve Mesih bekleyişi, bir hayli bir tarih akışı içinde dalgalı anlaşılmalara yol açmaktadır.

Bugün ” artık yasa altında değilim ” diyen bir Hristiyan için ” yasa ” kavramı çoğu zaman net olmamaktadır. Bu, ” toplumsal anlamda Tora ” yasası anlamında mıdır, ” ruhsal anlamda yasa ” anlamında mıdır ? Eski Antlaşma’nın tamamı mıdır ? Yoksa Pavlus’la ortaya atılan ” yasadan özgürlük ” öğretisi midir ? Görüldüğü gibi aslında net olanlar hariç, birçok Hristiyan samimi inanlı bu kavram, tam olarak algılayamamakta ve bazılarının yaptıkları gibi Eski Antlaşma’yı okurmuş gibi yapıp aslında gündemden kaldırmaktadırlar.

Calvinist bakış açısına göre, bütün eski ve yeni antlaşmadan oluşmuş Kutsal Kitap, ” Tanrı’nın antlaşması, aslında tek bir antlaşmadır” ve ” bu antlaşma, İsrailoğullarıyla yapılmıştır. Bu ruhsal anlamda bir antlaşmadır ve Tanrı ile Tanrı halkı arasında yapılmış olan bu antlaşma, bugün Tanrı halkı olan kilisesi ile devam etmektedir. Bu anlamda, o dönemdeki medeni yasalar ve törensel yasaları dışında ruhsal antlaşmanın yasaları ve etik yasalar olarak Kutsal Kitap, bir bütün olarak her zaman Hristiyan yaşamının kitabıdır.Her tarafı eşit olarak Tanrısal ve kutsaldır. Özellikle Tanrı yasası olarak on emir, hala tam etkinliği ile her bir Hristiyan için Tanrısal buyruk olarak Mesih İsa’nın kurtarışında da Tanrısal bir ödül almak amacıyla değil ama kurtulmuşluğun yaşamsal bir kanıt olarak, Mesih’e benzerliğin bir kanıtı olarak aynı geçerlilikte yaşanmalıdır” şeklinde algılanmaktadır.

Her benzetmede ele alınan kavramları illa diğer bir benzetme ile karşılaştırmak yersizdir. Yani kendi başına ve yalnızca o olay için kullanılmış kavramlar söz konusudur. Baze de anlatılan benzetmede esas vurgulanmak istenilen pek de ortada görülmeyen kişidir. Yani Kaybolan Oğul öyküsündeki, ikinci oğul bu konumdadır.

Tarihi bağlamaları belli olmayan metinleri de dinleyicileri konusunda bir ip ucu bulana dek tekrar tekrar okumak gerekmektedir.

Bütün benzetmeleri anlamaya çalışırken; asla bağlamından, bulunduğu yerden koparmamamız gerekmektedir. Bie diğer nokta da İsa’nın benzetmelerinde bir biçimde Tanrı egemenliğinin ifade edilmesi, öğrenilmesi söz konusudur.

Kısacası İncillerde verilmek istenilen aslında, tek kitap tek öykü bağlamında bir yaklaşımdır. Yani Tanrısal Krallığın, Hükümranlığın, Egemenliğin dünya üzerinde, inananlarına verecekleri, getirecekleri ve bubağlamda ilişkilerini de etkileyeceği şeyler vardır. İsa, bütün bunların ışığında kendisini bu mesajın ortasına Tanrı Oğlu, Kurtaran Mesih olarak koymaktadır. Bu bağlamda olayların içindeki dinleyicilere, kişilere hepsine ya da bazen belli bir kısmına sürekli aynı mesajı farklı benzetmelerde sunmaya çalışmaktadır.

Bu nedenle; benzetmeler gizemli öyküler, çözülmesi gereken şifreler değil, düz anlatımlardır ve bütün metinle birlikte değerlendirilmelidirler.

Ne yazık ki, özellikle bazı vaazlar sırasında, vaaz edenin konusu doğrultusunda bu benzetmeler, hep ana bağlamdan koparılıp uzaklaştırılırlar ve çoğunlukla bir çok vaizler, yorumcular hep Kutsal Yazıları bağlamlarından alıp kendi söylemek istediklerine getirirler. Oysa söylenilen her söz bağlamına göre, dinleyicilere göre, söylendiği yere, sosyal, politik hatta dini yapısına göre değerlendirilmelidir. İşte o zaman söylenilenler gerçek amacına ulaşacak ve gerçek yerini bulacaktır.

Söz, Mesih’ti; O, Hak’tı.

Bizler, Kutsal Yazılar’ı okurken benzetmelerde de hep o günkü ruh durumumuza göre bir şeyler bulmaya, bir sonuca varmaya ya da metnin illa bize konuşmasına yol açmaya çalışırız. Oysa buna gerek yoktur. Metin, illa bize konuşma zorunluluğunda değildir. Ama bizi de ilgilendiren çok önemli ruhsal konular üzerinde konuşmaktadır ve de bir şeyler sunmaktadır.

Örneğin; iyi Samiriyeli misaline bakıp; sosyal içeriği önde olan, sosyal düşünen bir kişi iseniz, bu benzetmeyi o doğrultuda kullanabilirsiniz. Din adamlarına karşı biriyseniz; bu benzetmeyi o doğrultuda kullanabilirsiniz. Etnik ayrımcılığa karşı biriyseniz , o zaman bunun için de bu metni kullanabilirsiniz. Bu listeyi, uzatmamız mümkündür. Burada, esas sorulması gereken soru, İsa’nın bu örneği kime, ne zaman, na için, neden söylediği ve de esas bu örnekle vermek istediğinin, anlatmak istediğinin ne olduğudur.

Aklı başında ve gerçekten Kutsal Yazıları hakkını vererek yorumlamaya kalkabilecek olan bir yorumcu, yeri geldiğinde görüşlerine, mezhebine, inançlarına aykırı bile olabilecek söylemleri – eğer gerçekten metin böyle bir söylem veriyorsa – açıkca ifade edebilmelidir.

Ama çoğu zaman metinlerin yorumlamaları, ucu açık bırakılamaz ve inanç, hem de sağlam bir inanç ilkesi vurgusu yapılarak çuvalın ağzının kapatılması gibi; ağzı kapatılır. Örneğin, teoloji çalışmasının objektif ya da subjektifliğini bilimsel olarak kategorize eden bir profesör, bu konuyu bitirirken ” önemli olan Mesih İsa’da kurtulmuş olmamız”. ” Biz bütün çalışmalarımızda, her şeyi bizi ölümden dirilterek kurtuluşa kavuşturan Mesih İsa’nın o görkemli kurtarışında değerlendirmeliyiz.” tarzında samimi bir inanç açıklaması ile kapayabilmektedir.

Elbette samimi inanç ve iman uygulamaları kişinin vahiy ve doktrin anlayışı ile birlikte kişinin yaşamında, en önemli ruhsal ifade olacaktır. Ama özellikle teoloji bir vahiy olmadığına, vahiy olduğu söylenilen metinlerden çıkarım olduğuna göre bu metinleri teoloji yaparak esas söylediğine ulaşırken tam bu keşif esnasında bizim en üste kendimize inanç edindiğimiz bir veriyi, birden keşfin üzerine oturtursak metinde söylenilmeye çalışılanı anlamamız mümkün olmayacak ve anlam tam bizim istediğimiz gibi, bizim inandığımız türde bir noktaya kayacaktır.

Bu olursa ne olur ?Böyle olursa yüzlerce mezhep, yol, algı ve birbirini bir türlü kabul edemeyen insanlar ortaya çıkar.

Ama bu, Tanrı’nın muhteşem çeşitliliği değil midir ? Hayır. Bu da yine aynı tarz yapılmış kayma bir ilahiyatın ürünüdür. Evreni belli ana formüller üzerinde kuran Tanrı’nın kitabı dediğimiz kitabında, belli başlı temel ruhsal öğretiler olmadığı gerçeği ile karşı karşıya kalırız ki; Bu da Tanrı’yı küçük düşürmekle eş anlamlıdır. Yani muhteşem Tanrı’nın vahyinin böylesine karmaşık sonuçlara götürebilecek bir karmaşa içinde olduğunu söylemek demektir.

isasiyahbeyaz İnsan, canına karşılık ne verebilir ?
Dünyayı kazansan neye yarar ? :elsalla: :elsalla: :elsalla: