#31098
Anonim
Pasif

SAMİRİYE:
Kuzey krallık olan İsrail’in kralı Omri Tirtsa’da altı yıl krallık ettikten sonra «Samiriye dağını Şemer’den iki talant gümüşe satın aldı» (1.Krallar 16:24).
Orada kurduğu kentin adını «dağın sahibi Şemer’in adına göre Samiriye koydu.
» Samiriye Şekem’in kuzey batısında 11 kilometre uzaklığındaydı. Bugün görülebilen Sebastiye harabeleridir.
Omri’nin oğlu Ahab Samiriye’de bir Baal tapınağını yaptı (1.Krallar 16:32).
Samiriye yalancı tanrı tapıcılığıyla kötü ün aldı ve adını kuzey krallığa verdi. İlya ve Elişa peygamberler bu kentte ve bölgede peygamberlik ettiler. Suriyeliler iki kez kenti kuşattı ama her ikisinde Tanrı’nın gücüyle korundu ve vazgeçmek zorunda kaldılar (1.Krallar 20:1; 2.Krallar 6:24-7:20).
129 yıl sonra Aşur kralı Şalmaneser Samiriye’yi aldı ve İsrail halkını Aşur’a sürdü (2.Krallar 17:23; 18:9-12).
Samiriye bölgesine getirilen yalancı tanrılara tapan halklar geri kalan İsrailliler’le birleşerek Samiriye halkını oluşturdu. «Aşur kralı Babil’den, Kuta’dan, Avva’dan, Hamat’la Sefarvaim’den adamlar getirdi; ve onları Samiriye kentlerinde, İsrail oğullarının yerinde oturttu» (2.Krallar 17:24).
«RAB’den korkuyorlar ve kendi ilahlarına.. kulluk ediyorlardı» (2.Krallar 17:33).

Yeni Antlaşma çağında «Yahudiler’in Samiriyeliler’le hiç ilişkileri yoktu» (Yuhanna 4:9).
İsa ise bu konuda ayrım yapmadı. «Samiriye’den geçmesi gerekiyordu» ve Samiriyeli bir kadına sonsuz yaşam yolunu açıkladı, Samiriyeliler’in isteği üzerinde orada iki gün kaldı (Yuhanna 4:4,13,14,40).
Öğrencilerine «Yeruşalem’de, tüm Yahudiye’de, Samiriye’de ve dünyanın en ırak köşesine dek benim tanıklarım olacaksınız» dedi (Haberciler’in İşleri 1:8).
Filippos ve daha sonra Petros ile Yuhanna bu bunu yerine getirdi (Haberciler’in İşleri 8:4-25).

SEFARVAİM:
«Aşur kralı.. Hamat’la Sefarvaim’den adamlar getirdi; ve onları Samiriye kentlerinde, İsrail oğullarının yerinde oturttu» (2.Krallar 17:24).
Bu yerin halkı korkunç yalancı tanrılara tapardı: «Sefarvaimliler oğullarını Sefarvaim ilahlarını Adrammelek’e ve Anammelek’e ateşte yaktılar» (2.Krallar 17:31).
Suriye’deki Hamat’la yakın ilişkisi olduğu bu tanrıların adlarıyla desteklenir.
Suriye’de olduğu oldukça kesin olmakla birlikte konumuyla ilgili ayrıntılı bilgimiz yoktur.
«Şam sınırı ile Hamat sınırı arasında olan Sibraim» adlı yerin olduğu bir uzmanca öne sürüldü (Hezekiel 47:16).

SELA:
Kaya demektir.
Edom’un başkentiydi.
Lut Denizi’nin güneyinde 80 kilometre uzaklığındaydı. Dik kayalarda oyulmuş ve girişi kolaylıkla savunulabilen dar bir tek geçitten olan bir kent. Petra adıyla da tanınır. Petra Eski Yunanca’da kaya demektir.
Yahuda kralı Amatsya «Edom’u.. vurdu ve Sela’yı savaşla aldı, onun adını Yokteel koydu» (2. Krallar 14:7). Yokteel Tanrı’nın yengi ödülü demektir. «Kuzuları Sela’dan memleketin hükümdarına, çöl yolu ile Sion kızının dağına gönderin..Sürgünlerim seninle beraber otursunlar; Moab için ise, yıkıcıya karşı sen ona sığınacak yer ol» (Yeşaya 16:1-4).
Edom’u kınayan Obadya ise: «Ey sen, kaya (Sela) kovuklarında oturan.. kendi yüreğinin gururu seni aldattı» der.

Yeni Antlaşma çağında Sela Nabatea krallarının kentiydi.
Pavlus Korintoslular’a ikinci mektubunda şunları yazar: «Şam’da Kral Aretas’ın atadığı vali beni ele geçirmek için tüm Şam kentini göz altına aldı. Bir çamaşır sepetinde pencerenin eşiğinden çıkarılıp kale duvarından aşağı indirilerek onun elinden kaçtım» (2. Korintoslular 11:32,33).
Aretas Nabatea ülkesinin kralıydı. Büyük İskender’in tarihçesini yazan Diodorus Sikulus Nabatea halkının göçebe bir Arap halkı olduğunu bildirir. Edom ve Moab ülkelerini ele geçirerek Erden’in doğusunda ve Lut Denizi’nin güneyinde krallıklarını kurdular. Doğudan ve güneyden Şam’a ve Ak Deniz’e giden ticaret yolları oradan geçtiği için Nabatea kralları gümrük koyarak zengin ve güçlü oldu.

Pavlus Şam’dan ayrılınca Arabistan’a gittiğini belirtti sonra yine Şam’a döndü (Galatyalılar 1:17). Pavlus’un gittiği Arabistan Nabatea idi. Şam’dan bir kervana katılarak yolculuk yaptığını düşünebiliriz. (Bakınız ARABİSTAN’a).

SİBMA:
Serinlik demektir.
Erden ırmağının doğusunda Ruben’e ayrılan bölgede bir kent (Yeşu 13:19).
Ruben oğulları bu kenti yaptılar (Sayılar 32:38; a.3’teki Sebam aynı yer olabilir).
Şarabı ün kazanmış bir yer. Moab Tanrı’nın öfkeli yargısına uğrayacağı peygamberlerce önceden bildirilince «Sibma’nın asması kurudu» denir (Yeşaya 16:8,9; Yeremya 48:32).
Artık o çağda Ruben kuşağının elinde bulunmadığına bir belirti. Kiryataim’le birlikte sıralanır (Yeşu 13:19).
Kiryataim eski çağda dev adamlar olan Emler’in oturdukları kentti. Kral Kedorlaomer ve birlikteki krallar «Emler’i Şave-kiryatayim’de (Kiryatayim ovasında demek olduğu sanılır).. vurdular» (Tekvin 14:5; Tesniye 2:9-11).
Kiryataim Musa’nın Ruben kuşağına ayırdığı ve Heşbon’da bulunan bir kentti (Sayılar 32:37; Yeşu 13:19).
Daha sonra Moab’ın eline düştü (Yeremya 48:1).
Lut Denizi’nin doğusunda yaklaşık 10 kilometre uzaklığındaki el-Kureiyat olduğu sanılır.

SİLOAM:
«İsa yolda giderken doğuştan gözleri görmeyen bir adamı gördü. Öğrencileri sordular: ‘Öğretmen, kim günah işledi de bu adam kör doğdu; kendisi mi yoksa anası babası mı?’ İsa, ‘Ne o günah işledi, ne de anası babası’ diye yanıtladı, ‘Tanrı’nın işleri onda açıklansın diye.. daha gündüzken beni gönderenin işlerini uygulamalıyız. Gece geliyor. O zaman kimse iş yapmayacak. Ben dünyada olduğum sürece dünyanın Işığı’yım.’ Bu sözleri söyleyerek yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı. Çamuru adamın gözlerine sürerek, ‘Git, Siloam –Gönderilmiş demektir- havuzunda yıkan!’ dedi. O da gidip yıkandı ve gözleri açılmış olarak geri döndü» (Yuhanna 9:1-9).

Yeruşalim’in çevresindeki tek tatlı su kaynağı Gihon pınarıydı.
Bu pınar Hinnom oğlu deresinin yaklaşık 600 metre kuzeyinde, Yeruşalem’deki Ofel tepesinin yamacının Kidron deresine indiği yerdeydi. Yahuda kral Hizkiya «Gihon sularının yukarı kaynağını» kapadı «ve onları Davut kentinin batı tarafında doğru aşağı» indirdi (2.Tarihler 32:30).

Bunu yapmaktaki amacı düşmanlar saldırınca kent duvarının içinde düşmanın kapatamayacağı içme suyu kaynağını sağlamaktı. Bunu bugün bile içinden geçilebilen 400 metre uzunluğunda olan bir tünelle yaptı.
Tünelin içinde bulunan İbranice yazı İstanbul’un bir müzesinde görülebilir.
Yazı tüneli yapan işçilerin karşı yönden kazan öbür arkadaşlarının seslerini dinleyerek onları karşılayabilmek için nasıl yön değiştirdiklerini anlatır.
Tünel Siloam Havuzu’nda açılır. (Bakınız ŞİLOAH’a).

SİON:
1.İsrail oğullarının Erden ırmağının doğusunda ele geçirdikleri topraklar «Arnon vadisi kenarında olan Aroer’den ta Sion dağına kadar (o Hermon’dur)» idi (Tesniye 4:48).

2. İlkin Yeruşalim’in bir parçası, sonra tümü için kullanılan bir ad.
«Sen buraya girmeyeceksin, fakat körler ve topallar seni kovacaklar» diyen Yebusiler’i yenip Sion hisarını alan Davut ona «Davud’un şehri» adını koydu (2. Samuel 5,6-10).
Bu Hinnom ile Kidron derelerine bakan Yeruşalim’in yüksek tepesiydi. Daha sonra bu ad Yeruşalim’in tümüne verildi. Tıpkı Korah oğullarının bir mezmurunda şöyle dendiği gibi: «Sion’un çevresinde gezin, etrafını dolanın, kulelerini sayın; hisarlarına iyi bakın, saraylarını seyredin: öyle ki, onu gelecek kuşağa anlatasınız. Çünkü bu Tanrı her zaman ve sonsuza dek bizim Tanrımız’dır; ölüme dek o bize yol gösterecektir» (Mezmur 48:12-14).
Sion Tanrı’nın kenti, Tanrı’nın özellikle kurtarışını açıkladığı yer olarak tanınırdı:
«RAB büyüktür, Tanrımız’ın kentinde, kutsal dağında övgüye çok layıktır.

Kuzey yanlarında büyük Kral’ın kenti, yüksekliği güzel olan Sion dağı bütün yerin sevincidir. Tanrı onun saraylarında yüksek kule olarak kendini bildirmiştir» (Mezmur 48:1-3).
Peygamberler Sion’un Tanrı hükümranlığının başkenti olacağını belirtir: «Son günlerde..dağların başında RAB evinin dağı pekiştirilecek.. Çünkü yasa Sion’dan ve RABBİN sözü Yeruşalim’den çıkacak. Uluslar arasında hükmedecek, çok halklar hakkında karar verecek; ve kılıçlarını sapan demirleri.. yapacaklar; ulus ulusa karşı kılıç kaldırmayacak ve artık savaşı öğrenmeyecekler» (Yeşaya 2:2-4).

Yeni Antlaşma imanlıların yaklaştığı dağın «Sion dağı, diri Tanrı’nın kenti, göksel Yeruşalem» olduğunu bildirir (İbraniler 12:22; Vahiy 21. ve 22. bölümlere de bakınız).

SURİYE:
İbranice’deki Aram sözcüğü Eski Antlaşma’da genellikle Suriye diye çevrilir.
Arami halklar adlarını ya Sam’ın oğlu Aram’dan ya da Nahor’un torunu Aram’dan ya da her ikisinden almışlardır.
Eski Antlaşma’da «Suriye» ya da «Suriyeli» sözcüğü her geçtiği zaman aslında «Aram» ya da «Arami» kelimesidir.
Aram ya da Suriye Filistin’in kuzeyi ve doğusundaydı.
Eski Antlaşma çağında birkaç bölgeye ayrılırdı:
1. Şam Suriyesi. «Şam Suriyelileri Tsoba kralı Hadadezer’e yardım etmek için geldiler ve Davut Suriyeliler’den yirmi iki bin kişi vurdu. Davut Şam Suriyesi’ne asker koydu ve Suriyeliler Davud’a harç ödeyen kullar oldular. RAB Davud’u her gittiği yerde kurtardı» (2.Samuel 8:5,6). Adından anlaşıldığı gibi Şam çevresinde bulunuyordu.
2. Tsoba Suriyesi: «Ammon oğulları Davud’a iğrenç oldukları gördüler ve Ammon oğulları.. Tsoba Suriyelileri’ni ücretle tuttular» (2.Samuel 10:6). Tsoba Şam’ın kuzeyinde Hamat ile Fırat ırmağının arasındaydı.
3. Aram-maaka: «Ammon oğulları Davud’a iğrenç oldukları gördüler ve Ammon oğulları.. bin kişi ile Maaka kralını» (2.Samuel 10:6). Maaka Suriyelileri’nin krallığı Hermon dağının güney ve doğu yamaçlarındaydı.
4. Beyt-rehob Suriyesi: «Ammon oğulları Davud’a iğrenç oldukları gördüler ve Ammon oğulları.. Beyt-rehob Suriyelileri’ni ücretle tuttular» (2.Samuel 10:6). Beyt-rehob Hule gölünün ovasında Laiş’e yakındı.
5.Irmağın öte tarafında olan Suriye ya da Aram-narahaim (Mezopotamya): «Hadarezer gönderip ırmağın öte tarafında olan Suriyelileri çıkardı» (2.Samuel 10:16; bakınız Tekvin 24:10’a). Fırat’ın doğusundaydı.

Suriye ülkesi Büyük İskender’in imparatorluğunun parçalanması üzerine kuruldu. Suriye adı ya Sur kentinden ya da daha büyük olasılıkla Aşur adının kısaltılmasından gelir.
M.Ö. 64 yılında Roma yönetimi altına geçti. Başkenti Hatay ilinin başkenti Antakya idi:
«O günlerde Kayser Avgustus’tan, tüm dünyanın sayımını amaçlayan yazılı bir buyruk çıktı. Bu ilk sayım Kirinius’un Suriye valiliği döneminde oluyordu» (Luka 2:1,2).

İsa’nın «ünü tüm Suriye’de yayıldı. Tüm hastaları, çeşitli rahatsızlıklar, ağrılar çekenleri, cinlileri, saraları, inmelileri O’na getirdiler, tümünü sağlığa kavuşturdu» (Matta 4:24).
«Stefanos’a çektirilen acı sonucunda darmadağın olanlar Finike’ye, Kıbrıs’a ve Antakya’ya gittiler. Tanrı Sözü’nü Yahudiler’den başka hiç kimseye bildirmiyorlardı. Ama onlardan Kıbrıslı ve Kirineli bazı kişiler Antakya’ya gelip Yunanlılar’a da Rab İsa’nın Sevinç Getirici Haberi’ni bildirdiler. Rabbin eli onları destekliyordu. Çok sayıda insan iman ederek Rabbe döndü» (Haberciler’in İşleri 11:19-21).
Suriye’nin başkentinde müjdeyi Uluslar’a yayan bir imanlılar topluluğu kuruldu (Haberciler’in İşleri 13:1-12).
Yeruşalem’e doğru yolculuk yapan Pavlus Patara’da «Finike’ye giden bir gemi bulunca ona binip» denize açıldı. Suriye’ye yönelip Sur’a vardılar. (Haberciler’in İşleri 21:1-7).

ŞARON:
Kuzeydeki Karmel dağından Yafa’ya kadar uzanan 80 kilometrelik deniz ovası.
Genişliği 10 ile 20 kilometre arasında değişir. Bol çiçekli bir bölge olarak tanınırdı:
«Bozkır sevinecek ve nergis gibi çiçeklenecek. Bol bol çiçeklenecek.. Karmel’in ve Şaron’un haşmeti ona verilecek» (Yeşaya 35:1,2).
«Şaron gülü» orada birbirinin ardından çıkan dört çeşit çiçek için genel bir ad olduğu sanılır (Neşideler 2:1).
Eski Antlaşma çağında bu bölgede az yerleşim merkezlerine rastlanır. En çok otlak yeri olarak kullanılırdı: «Şaron’un bütün otlaklarında oturdular» (1.Tarihler 5:16).
Kral Davut için «Şaron’da otlanan sığırlar üzerinde Şaronlu Şitray vardı» (1.Tarihler 27:29).
Kuzeyde Soko kenti vardı. Kral Süleyman’ın on iki görevliden biri «Arubbot’ta Ben-hesed» idi «(Soko ve bütün Hefer ülkesi ona aitti)» (1.Krallar 4:10).
Soko adlı bu yerin Efraim bölgesinde Şaron ovasında ve Şekem’in kuzey batısında 24 kilometre uzaklığında bulunan Suveike’nin yanındaki Tel er-Ras olduğu sanılır. Kenanlı Hefer kralı Yeşu’un yendiği krallar listesinde Tappuah ve Afek kralları arasındadır (Yeşu 12:17,18).
Bu kralların kentleri Efraim bölgesindeydi. Afek Şaron ovasının güneyindeydi. Lod ve Ono adlı yerler de ovanın güneyindeydi.

Yeni Antlaşma çağında orada daha çok yerleşim merkezlerinin bulunduğu anlaşılır. Artık Lod Lidda olarak tanınırdı.
Petros Lidda’da oturan Eneas adlı yatalak inmeliyi İsa Mesih’in adıyla sağlığa kavuşturunca «Lidda ile Şaron’da yaşayanların tümü onu görerek Rabbe döndüler» (Haberciler’in İşleri 9:32-35).

ŞEBA:
Eski bir krallık. Bugünkü Yemen olduğu sanılır.
Baskın yapıp Eyub’un öküzlerini ve eşeklerini alıp götürenler Şebalılar’dı (Eyub 1:14,15).
«Şeba kraliçesi RABBİN isminden ötürü Süleyman’ın şöhretini işitince onu bilmecelerle denemeye geldi» (1.Krallar 10:1-13).
İsa Mesih Şeba kraliçesine «Güney’in kraliçesi» der (Matta 12:42).

ŞİLOAH:
Siloam adının Eski Antlaşma’daki biçimi.
«Madem ki bu halk sesizce akan Şiloah sularını hor gördüler ve Retsin ile Remalya’nın oğlu ile seviniyorlar; bunun için, işte Rab Irmağın kuvvetli ve bol sularını, Aşur kralını.. onların üzerine çıkarıyor» (Yeşaya 8:6,7).

Gihon pınarından çıkan sular bir kanalda ancak bir kaç milimetre inişle seesizce akmaktaydı.
Halk Tanrı’ya güveneceğine Tanrı’nın isteğine karşı müttefikler aradı. (Bakınız SİLOAM altında yazılanlara).

ŞİNAR:
Eski çağda bir ülke.
Nimrod Nuh oğlu Ham’ın soyundan olduğu açıklandıktan sonra onunla ilgili şu bilgiler verilir:
«O yeryüzünde kuvvetli adam olmaya başladı. O RABBİN indinde kudretli avcı idi; bundan dolayı: RABBİN indinde Nimrod gibi kudretli avcı, denilir. Ve onun krallığının başlangıcı Şinar diyarında Babil, ve Erek, ve Akkad ve Kalne idi» (Tekvin 10 9,10).
Şinar ülkesi Babil çevresinde olduğu anlaşılır.
Babil Bağdat kentinin güneyinde Fırat ırmağının kenarında kurulmuştu.
Oraya yerleşen halklardan kesin bilginin bulunduğu ilk halk Sümer halkıdır.
Acaba Şinar adının Sümer halkıyla ilgisi var mı? Bu konuda kesin bilgimiz yoktur.