#31197
Armagan
Anahtar yönetici

4- KUR’AN VE KUTSAL KİTAP’TAKİ PARALEL AYETLER

Kutsal Kitap’taki belirli bir ayet ile birden fazla kesimlerde karşılaşılmasının, (Ör. 2. Krallar 18::13‑20 ve İşaya 36:1‑38; 38:21‑22) Kutsal Kitap’ın güvenilirliği konusunda şüpheler yarattığı söyleniyor. Bir kimsenin başka bir eserden alıntılar yapmakla ilahi esinleme ile yazmış olamayacağı tartışmaları günümüze kadar süregelmiştir. Bizce bu tür bir itirazın gerisindeki mantığı anlamak hemen hemen imkânsız; çünkü her durumda yazar alıntılarını yine Kutsal Kitap’ın diğer kesimlerinden yapmıştır. Eğer bunlar daha önceden Tanrı tarafından vahyedilen Kutsal Kitap’ın diğer kesimlerinde bulunmayıp da, insanlar tarafından yazılmış edebiyat ve tarih konulu eserlerden alınmış olsaydı, o zaman şüphelenmek için elimizde yeterli bir nedenimiz olacaktı. Bir ayet ya da metin başlangıçta ilahi vahiy yoluyla yazılmışsa, bunun diğer bir kitapta aynen tekrarlanması, onun ilahi özelliğini şu ya da bu şekilde kesinlikle etkilemez!
Bir insan Kutsal Kitap’taki paralel metinlerin evveliyatını bilirse, böyle bir metnin başka bir kesimde niçin tekrar edildiğini kolaylıkla anlayıp kabul edebilecektir. Biz Markos İncili’nin Matta İncili’nden önce yazıldığını ve Matta’nın kendi yazdığı esere temel olarak Markos İncili’ni kullandığını ve bu İncil’deki İsa’nın hayatıyla ilgili anlatımları tekrarladığını serbestçe kabul ederiz. Ama Matta bunu çok iyi bir nedenle yapmıştır.
Markos’un topladığı bilgileri gerçekten de Resul Petrus’tan aldığı iyi bilinmektedir: “Markos, Resul Petrus’un yazıcısı olarak Petrus’un ona anlattığı İsa’nın söyledikleri ya da yaptılları her şeyi doğru olarak kayda geçirmiştir. O halde Markos Petrus’un ona söylediği şeyleri bu şekilde yazmakla bir hata yapmamıştır, çünkü Markos duyduğu şeylerden hiçbir şey çıkarmamış, ne de bunlar arasında olabilecek herhangi yanlış bir ifadeyi kayda geçirmemiştir.” (Papiyas ‑ Resul Yuhanna’nın öğrencilerinden biri.)
Resul Petrus’un, İsa Mesih’in hayatıyla ilgili olarak Matta’nınkine nazaran çok daha fazla bilgisi vardı. Çünkü İncil’i okuduğumuzda Petrus’u Matta’nın olmadığı zamanlarda sık sık İsa’yla beraber buluruz, ama hiç bir zaman Matta’yla, Petrus’tan daha azla karşılaşmayız. Buna örnek olarak gösterilebilecek olaylar çoktur. Mesela Getsemani bahçesindeki gece buna örnek olarak gösterilebilir. Matta İsa’nın son çağırdığı öğrencilerinden biri değildi. Matta kendi adıyla bilinen İncili’nde Petrus’un çağırılışını 4. bölüme kaydederken kendi çağırılışını 9. bölüme kaydetmiştir. Eğer Markos’un kayıtlarında Resul Petrus’un İsa Mesih’in hayatıyla ilgili bilgisini gerçek ve sağlam bir belge olarak kabul etmişse, bunu kendisinin de bildiği diğer olay ve konuşmaların etrafında oluşturmada ve bunu bir temel olarak kullanmada açıkçası akıllıca davranmıştır. Matta bundan daha güvenilir bir kaynağı kolay kolay bulamazdı.
Kutsal Kitap’ta anlatılan olayların, Kutsal Kitap’ın dışındaki eserlerde paralel anlatımları yoktur. Bu nedenle Kutsal Kitap’ın içerisinde paralel ayetlerin bulunması, bunun göksel vahiyle yazılmı¦ olduğu iddiasını şu ya da bu şekilde etkilemez. Asıl bizi şaşırtan şudur ki, Kur’an’daki eski zaman peygamberlerinin hayatını anlatan kayıtların birçoğunun paralel anlatımları sadece Kutsal Kitap’ta bulunmamakta, ama aynı zamanda Yahudilerin folklor, mitoloji ve masal kitaplarında da bulunmaktadır. Kur’an’da bu özelliği taşıyan birçok metin vardır ve bu bölümde bunlardan iki tanesine bakacağız.
KAİN İLE HABİL:
Kain’in, Tanrı’ya kendisininkinden daha makbul bir kurban sunduğu için kardeşi Habil’i öldürmesi Kur’an’da da anlatılır. (Sure 5:27‑32.) 31. ayete göre Tanrı Kain’e kardeşinin cesedini nasıl gömmesi gerektiğini şöyle göstermiş:
“Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi.”
Bu söylenti Kutsal Kitap’ın Tekvin kesiminde bulunmamaktadır. Ama Yahudilerin bir masal kitabında konuyla ilgili şöyle bir anlatım bulunmaktadır:
“Adem ve yanındakiler Habil için oturup ağlamışlar, dövünüp durmuşlar. Daha önce hiç ölü gömmedikleri için Habil’in ölüsüne ne yapacaklarını bir türlü bilememişler. Sonra önlerine eşi ölmüş bir karga gelmiş, toprağı eşeleyerek ölü kargayı gözleri önünde toprağa gömmüş. Bunu gören Adem, “Ben de karganın yaptığı gibi yapacağım” demiş.” (Pirke Rabbi Eliezer, Bölüm 21).
Allah tarafından Kur’an’da Muhammed’e bildirildiği söylenen bu sözlerin Tevrat’ta değil de, Muhammed’in zamanından yüzlerce yıl önce yazılmış bir Yahudi halk hikâyesi kitabında paralelini bulması bizce çok şaşırtıcıdır. Küçük farklılıklar dışında bu ikisi arasındaki aşırı benzerlikler görmezlikten gelinemez. Yahudilerin Tevrat’taki tarihsel gerçekleri folklör ya da masal kitaplarına dönüştürdükleri iddiası desteklenemez. Kur’an Yahudileri kendi yazdıkları masalların Allah’ın vahiyleri olduğunu söylemeleri nedeniyle suçlar. (Sure 2:79). Ama hiçbir yerde onları Kutsal Yazılar’ı masala dönüştürmeleri nedeniyle suçlamaz. Şunu bilmek isteriz ki, bu aynı masal Kur’an’da niçin Allah’ın Kutsal Sözleri oluyor? Eğer Muhammed bu karga hikayesini Yahudi kaynaklarından almamışsa (bunun onların halk hikayelerinden biri olduğunu bilmeyerek, çünkü onların Arapça’da bulunmayan Kutsal Yazılar’ını okuyamazdı), bu benzerlik başka nasıl izah edilebilir? Burada daha ilginç başka bir paralel daha bulunuyor:
“Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: “Kim bir kimseyi bir kimseye ya da yer yüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur, kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur.” (Sure 5:32).
Bu metin okunduğunda bu sözlerin bundan önceki olayla hiçbir ilgisinin olmadığı kolaylıkla anlaşılır. Bir kişinin ölümünün niçin bütün insanlığın yok oluşu ya da bir kişinin yaşayışının niçin bütün insanlığın kurtuluşu olduğu hiç belli olmamaktadır.
Başka bir Yahudi din adamının Mişnah’taki öğretişlerine baktığımızda şu sözlerle karşılaşırız:
“Kendi kardeşini öldüren Kain konusunda Tekvin kitabında, ‘kardeşinin kanı bağırıyor’ şeklinde bir sözle karşılaşırız.’ Tekvin 4:10). Buradaki kan kelimesi tekil değil, ama çoğul olarak ‘kanlar’ şeklinde söylenmiştir; yani, kendisinin ve zürriyetinin kanı. Tek bir kişiyi öldürenin bütün nesilleri öldürmüş gibi olacağını; ama tek bir kişinin hayatını koruyanın, bütün nesilleri korumuş gibi olacağını göstermek için insan tek yaratılmıştır.” (Mişnah Sanhedrin 4.5).
Buradaki metinde bütün neslin kaderinin nasıl tayin edildiği düşüncesiyle karşılaşıyoruz. Bu Yahudi din adamı çoğul ‘kanlar’ üzerindeki yorumunu yüzlerce yıl öncesinden Kutsal Kitab’a dayanarak yapmıştı. Yaptığı yorumun doğru olup olmadığı şimdiki konumuzda önemli değil. Bizi ilgilendiren Kur’an’ın Sure 5:32’deki sözlerinin bu Yahudi din adamının inancıyla aynı olmasıdır. Gerçekte bir Yahudi din adamının Kutsal Kitap’taki bir ayet üzerindeki yorumu nasıl oluyor da Kur’an’da Tanrı’dan gelen bir vahiy olabiliyor?

Hz. İBRAHİM:

Kur’an’daki Hz. İbrahim’le ilgili anlatımlar birçok yerde Kutsal Kitap’taki anlatımlarla aynı doğrultudadır; ama ayrı olduğu yerlerde, anlatılanların yine Yahudi masallarından kaynaklandığı görülür. Kur’an’da Hz. İbrahim’i ve babasının toplumunun putperestliğini anlatan bir hikâye vardır. Hikâyeye göre tek ve gerçek Tanrı’ya iman eden İbrahim, sözde reisleri dışında bütün putları yok etmiş ve bunu kendisinin yapıp yapmadığı sorulunca da putların reisini suçlamıştır. Daha sonra öfkeli kalabalık İbrahim’i kızgın ateşin içine atmış, ama Tanrı ateşi İbrahim’e karşı serinleterek onu onların kötü planlarından kurtarmış. Bu hikâye Kur’an’da Sure 21:52‑70’te bulunur. Şimdi buna şaşırtıcı bir şekilde benzeyen bir hikâye Yahudi masallarında da bulunuyor. (Bu Tekvin 15:7’de Tanrı’nın İbrahim’e söylediği “Bu diyarı miras almak üzere, onu sana vermek için seni Kildaniler’in Ur şehrinden çıkaran Rab Ben im” şeklindeki sözlerin yanlış anlaşılmasından ortaya çıkmıştır. Çünkü Ur bugün arkeolojinin de varlığını onayladığı gibi, Türkiye’nin güney doğusunda bulunan bir yerleşim bölgesiydi. Bu yerden Tekvin’in başka kesimlerinde de söz edilir. (Bkz. Tekvin 11:31). Ama Yahudi bir yazar olan Yonatan Ben Uziyel “Ur”u (İbranice’de ‘ateş’ anlamına gelen) “Or” ile karıştırarak ayeti masala şöyle yazmış: “Seni Kildaniler’in ateşinden çıkaran Rab Ben im.” Tabii, tüm bu hikâye de bu yanlış üzerine kurulmuş…
Bu hikayeyi Midraş Rabbah’tan okuyan bir kişi, olayın Kur’an’da anlatılışının Yahudi masalındaki anlatılanlara ne kadar çok benzediğini görecektir. Bu Yahudi masalının ortaya çıkış biçimini akılda tutan dürüst herhangi bir okuyucu Yahudi masallarındaki bu paralel metin örneğinin, Kur’an’ın güvenilirliği ve Tanrı Söz’ü olma iddiasına ciddi şüpheler getirebileceğini farketmelidir.
Hz. İbrahim en büyükleri dışında tüm putları yok etmiş ve sonra baltayı sona bıraktığı putun eline yerleştirmiş. Olaydan hemen sonra babası bu kargaşalığı duymuş ve durumu araştırmaya koşarken İbrahim’in ayrılmakta olduğunu görmüş. Babası tarafından suçlanınca da ona, yemeleri için hepsine et verdiğini ve diğerlerinin en büyüklerini beklemeden yemeğe başladıklarını, bu nedenle de en büyüklerinin eline bir balta alıp hepsini parampraça ettiğini söylemiş. İbrahim’in bu akıllıca verdiği cevapla küplere binen babası Nimrod’a giderek İbrahim’i şikayet etmiş, o da İbrahim’i ateşe atmış, ama Allah olaya müdahale ederek onun hayatını kurtarmış.
Şimdi bu iki hikâye arasındaki bu kadar bir benzerlik görmezlikten gelinemez! Bu durumun Kur’an’da tarihte gerçekten olmuş bir olay olarak anlatılıyor olması, Kutsal Kitap’ın güvenilirliğine cahilce saldırılarda bulunan Müslümanları biraz açıklamada bulunmaya mecbur bırakmaktadır. Burada Kur’an’ın Tanrı’dan çok insandan kaynaklandığını gösteren sağlam bir delil bulunuyor.
Sonuç olarak şunu tekrar etmek isterim ki, Kutsal Kitap’ın günümüze kadar geliş tarihine karşı kullanılabilecek geçerli hiçbir delil bulunmamaktadır. Yüce Tanrı’nın bu sözleri değiştirilmemiştir ve bu nedenle de Tanrı’nın bütün çağlardaki insanlara güvenilir ve sağlam bir vahyi olarak kabul edilmelidir. Bununla birlikte, tarihsel gerçekler üzerinde Kutsal Kitap ile çeliştiğinden, Kur’an için güvenilir ve destekleyici hiçbir delil bulunmamaktadır. (Mesela İsa Mesih’in haç üzerindeki ölümü, Kur’an’da, bunun tarihte gerçekten olmuş bir olay olduğunu ispatlayan birçok delile rağmen, olaydan yaklaşık altı yüzyıl sonra inkâr edilmektedir.)
İnsan tarihte kökleşmiş gerçekleri görmezlikten gelerek Tanrı’nın gerçeklerini ortaya çıkarabileceğini zannetmesin. İslam dünyası Kutsal Kitap’a bir kez daha olumlu bir düşünceyle, ona boş çabalarla leke sürmeye çalışacağına içerisindekileri samimi bir şekilde bilmeye ve anlamaya çalı¦ırsa çok daha iyi edecektir.
Yine İslam dünyası Kur’an’ın ortaya çıkış konusu üzerinde biraz daha düşünceli araştırmaya açık bir tavırla durmaya başlarsa, aynı şekilde iyi edecektir. Sorgu ve sual görmeyen bir inanç Tanrı’ya makbul değildir! Bir kitap kendisine karşı olan deliller karşısında ayakta kalamıyorsa, Tanrı Sözü olduğu iddiasını pek fazla sürdüremez. Nitekim bu kitapçıkta ileriye sürdüğümüz deliller Kur’an’ın bu iddiasını ciddi bir şekilde ¦üphe içerisinde bırakmaktadır. Yahudilerin masal ve mitoloji kitaplarındaki olayların Kur’an’da yer almaları, Kur’an’ın Tanrı Sözü olma iddiasına karşı çok güçlü birer delildirler. Bu nedenle artık İslam dünyasının Kutsal Kitap’ın değiştirilerek bozuk olduğu konusundaki temelsiz ve gülünç iddiaları bırakması, bunun yerine Kur’an’daki bu acaip hikayelerin akla yatkın bir açıklamasını yapmaya başlaması çok daha yerinde olacaktır. Çünkü böyle açıklamaların zamanı geldi de geçiyor bile.