#31196
Armagan
Anahtar yönetici

3- ŞÜPHELİ AYET VE METİNLER

Bundan önceki bölümde değişik tercümeler konusuna bakarak, bunlara hem Kutsal Kitap hem de Kur’an’ın günümüze geliş tarihlerinde sıkça rastlanıldığına değinmiş ve bunların Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini ispatlayan birer delil olarak kullanılamayacağını görmüştük.
Kutsal Kitap’ın günümüze geliş sürecinde değiştirilip değiştirilmediği konusuyla ilgili olabilecek diğer tek iddia, bazı elyazısı nüshalarda bulunup bazılarında bulunmayan birkaç ayet ve en eski elyazısı nüshalarda yer almayan İncil’deki iki metin ile ilgilidir. Sözkonusu ayetlere bakıldığında bunların fazla dikkat çekmeyecek ölçüde önemsiz oldukları görülecektir. Çünkü;
1‑ Değişik tercümeler konusunda olduğu gibi bu ayetlerden hiçbirisi, bir bütün olarak Kutsal Kitap’ın duyurduğu haberle çelişmez ya da bu haberi etkilemez.
2‑ Bunlar sayıca o kadar azdırlar ki, bunların var oluşu ya da olmayışı Kutsal Kitap’ta bulunan her bir kesimin geçerliğini bir bütün olarak herhangi bir şekilde ortadan kaldırmaz.
3‑ Bugün elimizde Kutsal Kitap’ın iki tür elyazısı metni bulunmaktadır: sözkonusu ayetleri ihtiva edenler ve ihtiva etmeyenler. Diğer bir deyişle, orijinal metinlerdeki doğru ve geçerli sözler elimizde bulunduğu için diğer gurupta bulunan ayetlerin neler olduğu kolaylıkla ortaya çıkarılabilmektedir. (Bu nedenle hiçkimse, “Bu İncil’in değiştirildiğini kanıtlıyor” dememelidir. Çünkü dilimize yapılan bütün tercümeler bu orijinal metinlerden yapılmaktadır ve diğerleri sadece mevcut oldukları bilinsin diye bu tercümelere ekbilgi olarak alınmışlardır.)
4‑ Bazen bir İncil’in bazı elyazısı metinlerinde bulunan bir ayet, diğerlerinde bulunmamaktadır. Mesela, “O taşa çarpıp düşen paramparça olacak. Taş da kimin üzerine düşerse onu ezip toz edecek,” ayeti Matta İncili’nin güvenilir en eski metinlerinde bulunmamakta, ama sonrakilerde ise hemen Matta 21:43’ten sonra yer almaktadır. Buna göre İncil’in dilimize yapılan son tercümesinde bu ayet, köşeli ayraç [ ] içerisinde gösterilmiştir. Ama İsa’nın bu aynı sözleri Luka 18:20’de de bulunmakta ve Luka İncili’nin en eski bütün elyazısı metinlerinde yer almaktadır.
Başka bir örnek olarak 1. Yuhanna 5:7’nin M.S. 3. yüzyıldan önceki Grekçe metinlerde bulunmadığı sık sık gösterilmektedir. Bu nedenle bu sözler çağdaş tercümelerin dışında bırakılmıştır. Sözü geçen bu cümledeki sözler hiçbir zaman Yuhanna’nın 1. Mektubu’nun bir parçası olmamıştır ve sonraları İncil’in Latince’ye yapılan bir tercümesine sadece açıklayıcı bir not olarak eklenmiş, ama 1611’de tamamlanan Kutsal Kitap’ın İngilizce KJV tercümesine metnin esas bir parçası diye yanlışlıkla konulmuştur. Bu ayet KJV’de şöyle okunmaktadır: “Gökte tanıklık eden üçtür: Baba, Kelam ve Kutsal Ruh. Bunların üçü birdir.” Oysa en eski Grekçe metinler ve tüm çağdaş tercümelerde ise sadece şöyle okunmaktadır: “Tanıklık eden üçtür.” Buna göre bu durum, Kutsal Kitap’ta yapılan bir “değişme” olarak göz önüne alınmamalıdır; çünkü bu sözlere yer vermeyen bütün çağdaş tercümeler sadece orijinal metinlerdeki sözlerin anlamını yansıtmaktadır. Ayrıca bu ayetteki öğretiş bir bütün olarak zaten Kutsal Kitap’ın temel öğretişlerden bir tanesidir ve Kutsal Kitap’ın diğer kesimlerinde de bulunmaktadır.
İncil’de bakmış olduğumuz bu iki ayetten başka, en eski nüshalarda bulunmayıp daha sonraki nüshalarda bulunan iki metin daha vardır. Bunlar Markos 16:9‑20 ve Yuhanna 8:1‑11’dir.
Markos İncili’ndeki bu kesim, bu İncil’in bir sonuçlamasıdır ve asıl metnin bir parçasını oluşturmaz. Yani bu son kesim doğru değilse bile, Markos İncili’nin asıl metni bu kesim nedeniyle etkilenmez ve doğal olarak hala sağlam, doğru ve geçerlidir. Bu kesim İncil’in en eski Grekçe elyazısı nüshalarının bazılarında bulunmakta, bazılarında da bulunmamaktadır. Bunun ne kadar güvenilir ve sağlam olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Bu nedenle İncil’in Türkçe’ye son tercümeleri bu kesimi köşeli ayraç [ ] içerisinde göstermekte ve bunun en eski bazı metinlerde bulunmadığını belirtmektedir.
Bu kesimin Kutsal Kitap’a dahil edilip edilmemesi konusu Kutsal Kitap’ın İngilizce RSV tercümesi yapıldığında çok tartışıldı. RSV’yi gerçekleştiren tercüman heyeti bu kesimin doğruluğundan kesin bir şekilde emin olamadığı için bunu RSV’ye sadece dip not olarak dahil ettiler. Bugün ise (bu kesimde bulunan her şey Kutsal Kitap’ın diğer kesimlerinde de bulunduğu için) bu kesimin doğruluğu konusunda daha büyük bir karar birliğine varılmaktadır ve bunun bir sonucu olarak da RSV’nin yenilenmiş en son baskısında bu kesim tüm metnin bir parçası olarak basılmıştır.
Bu kesim KJV’de bulunduğu ve RSV’nin ilk baskısına alınmayıp son baskısına yeniden konduğu için Müslümanlar, bunu Kutsal Kitap’ın değiştirilişinin ve metinleriyle oynanışının bir delili olduğunu söylüyorlar. Ne var ki Kutsal Kitap metninin günümüze kadar nasıl geldiğinden genellikle bir haberi olmayan İslam kamuoyunun bu tutumu, şu nedenlerden dolayı gerçekçilikten uzaktır:
1‑ Bu metin ile ilgili kararsızlık, hepsi daha İslam peygamberi doğmazdan en az dört-beş yüz yıl önce yazılan Markos İncili nüshalarından ortaya çıkmaktadır. Bu kesim bu nüshaların bazılarında bulunuyor, bazılarında ise bulunmuyor. Bu elyazısı nüshalar orijinal şekillerinde bugüne kadar Hıristiyan kilisesinin elinde olmuştur. Buna göre Kutsal Kitap’ın Türkçe ya da İngilizce tercümelerinde “modern” değiştirmeler ya da tahrifler yapıldığı düşüncesi hiçbir şekilde ileriye sürülemez! Kutsal Kitap üzerindeki uzmanlarımız bu çalışmayı yapmakla sözkonusu metnin doğru olup olmadığını mümkün olduğunca ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Bu nedenle İncil’in bugünkü çağdaş çevirilerine eski elyazısı metinlerin değiştirilişi gözüyle bakılmamalı, tersine o elyazısı metinlerin gerçek durumunun yansıtılışı yönünde yapılan birer çalışma gözüyle bakılmalıdır.
2‑ Bu kesimdeki sözlerin hiçbiri herhangi bir şekilde Kutsal Kitap’ın diğer yerlerindeki sözlerle çelişmemektedir. İsa’nın göğe alınışı ve İsa ile ilgili sözler Kutsal Kitap’ın diğer kesimlerinde de bulunmakta ve tamamen Kutsal Kitap’ın öğretişlerine uymaktadır. Bu nedenle bunun Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini ispatlayan bir delil olduğunu ileri sürmek büyük bir saçmalık olur. Bir Müslüman konuşmacı bu son on iki ayet üzerindeki belirsizlik nedeniyle tüm Markos İncili’nin güvenilir olmadığını bile söylemiştir. Ama konuya tarafsız ve önyargısız yaklaşan sağduyu sahibi herhangi bir Müslüman eminim böylesine aşırı ve temelsiz bir görüşü desteklemeyecektir. Markos İncili’nin bugünkü şeklinin doğru ve geçerli olduğuna karşı gösterilebilecek hiçbir delil yoktur. Gösterilebilecek tek bir delil ise, (metnin kendisi, günümüze kadar geliş şekli ve tarihi ve geçerliğinin ilk dönem Hıristiyan tarihçilerce doğrulanması) bu İncil’in bir bütün olarak gerçek ve güvenilir bir döküman olduğunu ispatlamaktadır. Kutsal Kitap’ın diğer kesimlerinde olduğu gibi Markos İncili de İsa Mesih’in hayatını gerçekçi bir şekilde anlatmaktadır. Sonuçta okuyucu tarihte yaşayan İsa’nın Kur’an’daki Hz. İsa değil, ama gerçekten de Hıristiyanlıktaki Kurtarıcı Rab İsa Mesih olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır.
Markos İncili 14‑16 bölümlerde İsa Mesih’in çarmıha gerilişini, ölümünü ve bunun sonrasındaki dirilişini ayrıntılı bir şekilde kaydeder. (Oysa Kur’an’da bu tarihsel gerçekler Sure 4:157’de inkâr edilirler.) Yine Markos İncili birçok yerinde İsa’nın Tanrı Oğlu olduğunu duyurur. (Bkz. Markos 1:1; 9:7; 14:61‑62)
İkinci metne bakıldığında, bu metnin (Yuhanna 8:1‑11) gerçekten sağlam, doğru ve Yuhanna İncili’nin gerçek bir parçası olduğu görülecektir. Bu ayetlerde Yahudi din adamlarının zinada yakalanmış genç bir kadını İsa’nın önüne getirişleri anlatılmaktadır. Hz. Musa’nın şeriatine göre böyle bir kadının taşlanarak öldürülmesi gerektiğinden, bu adamlar İsa’ya ne yapılması gerektiğini sorarlar. Ne var ki İsa’nın buna verdiği cevap alışılagelmişin dışındadır ve çok çarpıcıdır:
“Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın”(Yuh. 8:7).
Böylece kendilerinin de günahlı olduklarının farkına varan ikiyüzlü ve yobaz Yahudi din adamları teker teker oradan uzaklaşarak İsa’yı kadınla yalnız bırakırlar. Kadın İsa’ya, “…Beni hiçkimse yargılamadı” deyince, İsa ona şu çarpıcı cevabı verir:
“Ben de seni suçlamıyorum. Git ve bir daha günah işleme.” (Yuh.8:11).
Bu olay tüm insanlık tarihinin belki de en düşündürücü, aynı zamanda en teselli edici olaylarından bir tanesidir. Bu metnin ortaya çıkış şekli de Markos İncili’nin son bölümünde gördüğümüz duruma benziyor. Her ne kadar bu metin en eski bazı elyazısı nüshalarda bulunmuyorsa da, bunun doğruluğu hiçbir şüphe götürmeyecek ölçüde güvenilir olduğundan İncil’in tüm çağdaş tercümelerine metnin bir parçası olarak konulmuştur. Bu metnin doğru olarak Yuhanna İncili’nin 8. bölümünü başına ait olduğu görüşünü destekleyen beş noktayı şöyle özetleyebiliriz:
1‑ Yuhanna yazdığı İncilin başından sonuna dek, Hz. Musa’nın sınırlı hizmeti ile İsa Mesih’in çok daha etkili hizmeti arasında keskin bir ayırım bulunduğunu gösteriyor. Bu kapsamda biraz önce okuduğumuz olay buna çok uygun bir örnek oluşturmaktadır. Hz. Musa’nın şeriati bu zinakâr kadına sadece ve sadece günahlı olduğunu gösterebiliyordu. Oysa İsa her bireyi kendi günahlarını kabul etmeye zorlamıştır.
2‑ Bütün Yahudi din adamları olay yerinden ayrılıp gittikten sonra İsa kadına, “Ey kadın, seni yargılayanlar nerede?” diye sordu. Bir hitap şekli olarak kullanılan “Kadın”, ya da “Ey kadın” kelimesi İncil’de sadece Yuhanna’da bulunuyor. (Bkz. Yuhanna 2:2;4:21; 20:15). Böyle bir hitap şekli o zamanın kültüründe saygıyı belirtirdi. Bu nedenle bu kesmin Yuhanna’ya konulması gayet uygun ve yerinde bir karardır.
3‑ “Ferisiler” diye bilinen Yahudi radikal dincilerin İsa ile karşı karşıya gelmeleri Yuhanna İncili’nde ilk defa bu metinde anlatılmaktadır. Bu dinci gurup İncil’in akışında yavaş yavaş ortaya çıkmakta, ama 8. bölüm öncesinde İsa ile bu adamlar arasında bu tür gerginliklerin yaşandığı görülmemektedir. Bu metin olmaksızın Yuhanna İncili’ndeki İsa ile bu Yahudi din adamları arasında gittikçe artan gerginlik ve fikir ayrılığının ne tür gelişmelerden geçtiği kolaylıkla açıklanamazdı.
4‑ İsa ile Yahudi dinciler arasında ortaya çıkan ateşli tartışmalara bu metinde anlatılan olayların yol açtığı açıkça görülmektedir. Yuhanna bu İncil’de baştan sona dek İsa’nın Yahudilerle yaptığı tartışma ve konuşmalarına yol açan olayları kaydetmekte ve nitekim bu olaydan sonra yaşanan tartışma bu yapıya tamamen uymaktadır. Eğer bu metin Yuhanna İncili’nde bulunmasaydı, o zaman bu gelişim 8. bölümde birden kesilmiş olacaktı.
5‑ Bu olay sonrasındaki tartışma esnasında İsa yahudilere şu çarpıcı ve herbirimizi düşündürmesi gereken soruyu sordu:
“Sizden kim bende günah olduğunu kanıtlayabilir?”
(Yuhanna 8:46).
İsa’nın bu sözleri, yukarıdaki metin İncil’de yer almış olmasaydı, metin dışında tutulması gereken bir söz olacaktı. Çünkü 8:46’daki sözlerin 8:7’deki, “Sizden günahsız olan ilk taşı atsın” sözü ile çok yakın bir ilişkide olduğu açıkça görülmektedir. Böylece İsa oradakilerin her birine ne kadar günahlı olduklarını göstermiş oluyordu. Peki onlar aynısını İsa’ya yapabildiler mi? Elbette yapamadılar!
Şu halde bu metnin de Yuhanna İncili’nin gerçek bir parçası olduğu sonucuna varmamız gerekiyor. Kutsal Kitap’ın değiştirilmiş olduğu faraziyesini destekleyebilmek için tüm Kutsal Kitap tarihinde, biraz önce incelediklerimizin dışında göz önünde tutulabilecek başka bir delil bulunmamaktadır.
Gerçek Mesih İnancı’ndan bir haberi olmayan çok sayıda Batılı yazar, Kutsal Kitap’ın güvenilirliği ile ilgili diğer konular üzerinde çeşitli yazılar yazdılar. Ne var ki bu adamların düşünceleri daima, ya Kutsal Kitap’taki mucizelere ya da Kutsal Kitap’ın felsefe, politika, vb. gibi konular üzerindeki öğretişlerine karşı var olan bazı teorilerden ortaya çıkan şu ya da bu şekilde bir önyargının ürünü olmuş ve bunlar hiçbir zaman eldeki delillerin adil ve tarafsız değerlendirilişinden kaynaklanmamıştır. Var olan deliller Kutsal Kitap’ın gerçekliği ve sağlamlığını ağırlıkla onaylayarak desteklemekte ve göz önüne almaya değer tek itiraz, biraz önce de gördüğümüz gibi, gerçeği hiçbir suretle değiştirmemektedir.
Müslümanlar Kutsal Kitap’a hükmetmekle sanki büyük bir sevap işlediklerini zannediyorlar. Kutsal Kitap’ın geçersiz olduğunu ve birçok değişikliklere uğradığını iddia ederlerken kendilerini çok rahat ve emin hissediyorlar. Oysa böyle fikir ve tutumlar Kutsal Kitap’ın hiçbir şüphe götürmeyecek ölçüde sağlam ve güvenilir olduğunu kanıtlayan deliller karşısında çok gülünç ve cahilce kalmaktadır. Deliller adil bir şekilde değerlendirildiğinde Kutsal Kitap’ın değil de, asıl Kur’an’ın güvenilir olmadığı görülecektir. Çünkü Kur’an Kutsal Kitap ile çelişerek (özellikle İsa Mesih’in hayatı ve kişiliği konularında) Tanrı’nın eski zamanın peygamberleri vasıtasıyla yazdırdığı kitaplarla gerçekten uyum içinde olmadığını göstermiştir. Müslümanlar eldeki deliller ve gerçekler karşısında hiç düşünmeden terk edilmesi gereken temelsiz bir suçlamayla Kutsal Kitap’ı bozulmuş olmakla suçlayacağına, Kur’an’a ortaya çıkış ve içeriği konularında eleştirici bir yaklaşımla yaklaşsalar gerçekten çok daha tutarlı olacaklar. Çünkü Kur’an’ın Kutsal Kitap ile çelişki ve uyuşmazlık içinde oluşu, Kur’an’ın Tanrı Kelamı olma iddiasına büyük darbeler indirmektedir.
Şunu bir kez daha belirtmemiz gerekiyor ki, biraz önce gördüğümüz Kutsal Kitap’ın günümüze geliş tarihinde rastlanan özelliklere Kur’an’ın tarihinde de rastlanmaktadır. İslam dünyasındaki yetkisi tartışılmayan tüm büyük eserler (özellikle Sahih‑i Buhari, Sahih‑i Müslim ve Sırat‑ül Resulallah) şu öğreti üzerinde fikir birliğindedirler:
“Bana Ebu’t‑Tahir ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Yunus, İbni Şihab’dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Ubeydullah b. Abdillah b. Ube haber verdi ki, kendisi Abdullah b. Abbas’ı şunu söylerken işitmiş:
Ömer b. Hattab, Resulallah’ın minberi üzerinde otururken ¦öyle dedi:
“Hiç şüphe yok ki Allah, Muhammed’i hak ile göndermiş ve kendisine kitabı indirmiştir. Ona indirilenlerden biri de recim (taşlayarak öldürme) ayetidir. Biz bu ayeti okuduk, belledik ve anladık. Resulallah recmetti, ondan sonra da biz recmettik. Ama insanların üzerinden uzun zaman geçerse korkarım biri: Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz, der de Allah’ın indirdiği bir farizayı terk etmekle dalalete düşerler: Gerçekten erkek ve kadınlardan zina eden kimse üzerine ‑ muhsan olmak, beyyine veya gebelik yahut itiraf bulunmak şartı ile ‑ recim Allah’ın kitabında haktır.
“Peygamberlere indirilenler arasında ‘İhtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ederlerse kendilerini behamehal recmedin!’ ayeti de vardı.” (Sahih‑i Müslim; Cilt 8, sayfa 4796).
Bu İslam’da en çok desteklenen öğretişlerden bir tanesidir. Bunun doğruluk ve güvenilirliğinden şüphe dahi duyulmaz. Burada Hz. Ömer, Kur’an’da bir zamanlar zina işleyenlerin taşlanarak öldürülmesini emreden bir ayet olduğunu söylüyor. İslam peygamberi ve yanındakiler, böyle durumda yakalanan kimseleri bizzat kendileri taşlayıp öldürmekle bu öğretinin varlığını onaylamışlardır. Ama ne var ki sözkonusu bu ayet bugünkü Kur’an’da kesinlikle yer almamaktadır. Bunun yerine Kur’an’da şu ayetle karşılaşıyoruz:
“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahid olsun” (Sure 24:2).
Ne var ki burada Hz. Ömer, zinada yakalanan tarafların her ikisinin de evli oldukları bir durumda sadece öldürülmelerini değil, ama bunun taşlanarak yapılmasını emreden bir ayetin kesinlikle Kur’an’ın ilk şeklinde var olduğunu vurgulamakta. Bu ayet Kur’an’da kesinlikle bulunmamakta ve haliyle Hz. Ömer’in buna özel bir dikkat çekmesinin nedeni de bu olsa gerek. İbn İshak’ın dediğine göre Hz. Ömer, Kur’an’ın noksanlığıyla ilgili söylediklerini kabul etmeyen herkesin, kendisinin bu sözü sarfetmiş olduğunu inkâr etmek zorunda olmadığını dahi söylemiştir. Malik ise Hz. Ömer’in, başkaları tarafından Kur’an’a bir şeyler karıştırmakla suçlanmayacağını bilse, bu iki ayeti Kur’an’a kendi elleriyle yazacağını söylediğini kaydetmiştir. İşte bu sağlam ve tüm İslam çevrelerince inkâr edilemeyen bu kanıtlar, Kur’an’ın bugünkü şekliyle mükemmel ve eksiksiz olmadığını göstermektedirler.
Bu durum Müslümanların Kutsal Kitap’ın doğruluğuna karşı yaptıkları itirazların temelsiz olduklarını da göstermektedir. Şimdiye kadar incelediklerimizin ışığında, Kutsal Kitap’taki bir ayet konusunda bir belirsizlik söz konusu ediliyorsa, aynı durumun Kur’an için de geçerli olduğu kabul edilmelidir. Tarihin günümüze kadar güvenle bıraktığı gerçekler, Kutsal Kitap’ın bilinmeyen kişilerce bozulduğu, bunun tersine Kur’an’ın daima hatasız ve mükemmel kaldığı faraziyesini kesinlikle desteklememektedir! Bunun yerine deliller, metinlerin günümüze geliş sürecinde ortaya çıkan benzer hataların her iki kitapta da bulunduğunu gösteriyor.