#28992
Anonim
Pasif

Sevgili Emailie,

Maneviyat yolunda ilk adımları atanlar genellikle mükemellikler peşinde olur. Tecrübeliler but tür bir şeyin şu düşkün hayattaki gerçekle bir alakası olmadığından hayal kırıklıklarına uğratacağını bilirler. İnsanlar sürüyle zaafla dolu dostum. Onları oldukları gibi kabul etmek gerekir. Hatta düzelmelerini bile talep etmeden. Zaaflarında, güçlüklerinde yanlarında durabilmek gerekir.

Dikkat ederseniz efendimiz Hz. İsa hep dışlanmış ve günahkar sayılanların arasında yaşamıştır. Zaten zaafsız olanlar değil zaaflı olup da zaaflarının farkında olanlar kurtuluyor. İtina gösterilmesi gereken zaafların farkında olmayıp, onları meşrulaştırıcı gerekçeler bulmak ve ‘ben farklıyım, güçlüyüm, yükseklerdeyim’ türünden kibir vehimleriye yaşamaktan kaçınılması. İnanın dostum insanı Semalar Saltanatı’ndan alıkoyan tek şey kendini beğenmişlik, kendine güç atfetme ve kibirdir. Tevazu dolu bir kabulleniş oldu mu, yani tövbe oldu mu hiç bir günah ama hiç bir günah insanın Semalar Saltanatı’na girmesine mani olamaz… Tabi, yanlış anlaşılma olmasın, bu duruş daima iyi niyetle bağlantılı olmalı. Öyle ‘Tanrı sevgidir, affeder’ falan türünden kendini kandırmalarla yol alınmaz. Tanrı niyetimizi bilir. Bir zaafımızın varlığından samimi bir ızdırap çekip çekmediğimizi bilir. O herşeyi bilendir. İnsan zaten sırf O’nun herşeyi bilen olduğunun farkına varsa tüm hayatı değişir :-)

Ağlama bahsine gelince… içinizden geldiğinde hiç alıkoymayın kendinizi ağlamaktan. Ağlamak kalbi yumuşatır. Ağlayamayan, hissen boşalamayan bir insanda manevi bir tıkanıklık vardır ekseriya. ‘Erkek ağlamaz’ falan diye saçmalıklara da kesinlikle kulak asmamalı insan. Ağlamaz gülmezse o zaman o bastırılmışlık ruhi bir kangrene dönüşür başka başka felakete sürükleyen şekillerde tezahür eder…

Sağlık sorunlarınıza da şifa dilekleriyle…