#28949
Anonim
Pasif

Monarkianizm

Evrensel kilise ne yaratıcı Tanrı’dan başka bir ilke ne de Tanrı ile eşit kötü bir gücün var olduğuna inanmıştır. Bunun yerine tek bir monarkia yani tek bir mutlak gücün var olduğuna savunmuştur. İrenaeus’un da savunduğu bu görüş ise muhtemelen başka etkenlerle de beraber Monarkianizm olarak tarihe geçen aşırı bir görüşün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Monarkianizm ya da Mutlakçılık görüşünün tekteüç-üçtetek görüşleri daha sonra evrensel kilise tarafından lanetlenerek* ret edilmiştir.

Monarkianizm aslında İsa Mesih’i, Logos’un beden almış hali ve ikinci bir Tanrı olarak ilan etme çabasında olanlara karşı koymak isteyen bir Monoteizm idi. Onlara göre Mesih ile Kutsal Ruh’un Tanrısallığından bahsetmek Triteizm idi ve dolayısıyla da yanlış bir görüştü. Monarkianistler Gnostikler’den farklı olmasına rağmen yine de benzer görüşleri vardı. Önderlerinden bazıları kiliseden atıldığı halde Monarkianist görüşlerinde daha ölçülü olanlar aynı kiliselerinde kalmaya devam etmişleridir.

Monarkianizm’in birçok ekolleri olmasıyla birlikte özellikle iki gruba ayırabiliriz. Bir tanesi Grekçe Dynamis yani güç sözcüğünden türemiş olan Dynamistik Monarkianizm, diğeri de çeşit ya da şekil anlamına gelen Modalistik Monarkianizm’dir.

Dynamistik Monarkianizm

Bu inanışa göre İsa Mesih bakire Meryem tarafından dünyaya getirilmiştir. Ama ayrı bir kişilik değildir. Sadece Tanrı’dan gelen bir güç bulunmaktadır. Tanrı’nın bütünlüğü ve tekliği de bu sayede korunmuştur. Mesih’te bulunan güç hiçbir şekilde ayrı bir kişilik değildir. Bu görüşü savunanların bazıları Adoptionistler yani Evlatlıkçılar olarak tanımlanmışlardır. Çünkü onlara göre İsa Mesih’e Tanrı’nın gücü vaftiz olduğunda verilmişti. Vaftiz sırasında Tanrı gökten seslenerek bu benim sevgili Oğlumdur, ondan hoşnut oldum dediğinde insan olan İsa’yı evlat edinmişti. Bazı Evlatlıkçılara göre ise Tanrısal güç Mesih’e dirilişten sonra verilmişti.

Dynamistik Monarkianizm’in bu kolları ikinci yüzyılın sonunda ve üçüncü yüzyılın ilk yıllarında Roma’da temsil edilmiş fakat, akımın önderleri episkopos tarafından kiliseden atılınca kendi kilise ve episkoposluklarını kurmaya çalışmışlardır.

İstanbullu deri tüccarı Theodotus Dynamistik Monarkianizm’i yaklaşık 190 yılında Roma’ya getiren ilk kişi olarak tarihe geçmiştir. Ancak öğretinin en ünlü savunucusu Antakya episkoposu Samsatlı (Adıyaman yakınlarında) Pavlus’tur. Kendisi kilisedeki karşıtları tarafından para sevgisi, gösterişe düşkünlüğü, kadınlarla kurduğu şüpheli ilişkilerle ve konuşmalarından sonra alkış duyma tutkusuyla suçlanmıştır. Bu suçlamaların ne kadar doğru ya da yanlış olduğu bilinmese de Samsatlı Pavlus öğretişlerinde daha çok İsa’nın insan tarafını ön plana çıkarmıştır. Ona göre Tanrı’da Logos ve Hikmet vardı. Ama Logos Tanrı’dan ayrı bir varlık değil, daha çok insandaki akıl ve mantık gibiydi. Bu hikmet peygamberlerde etkin olduysa da en üst seviyede İsa’da bulunmuştur. Samsatlıya göre İsa normal bir insandı ama, doğuştan itibaren günahsızdı. Kutsal Ruh İsa’daydı. İsa’nın Tanrı ile aynı istekte özdeşleşerek katlandığı acı ve eylemlerle Adem’in günahlarını yendiğini söylemiştir. Aynı zamanda İsa’nın bütün bunları yaparken Tanrı ile birlikteliği gelişmiştir.

Arka arkaya toplanan üç synodda, Samsatlı Pavlus’un yaşamı ve öğretileri değerlendirilmişti ve 268’de Antakya’da yapılan üçüncü toplantıda Pavlus’un öğretileri sapkın ilan edilmiştir. Kendisi de kiliseden atılıp görevinden alınmıştır. Ne var ki Pavlus 272’ye kadar episkoposluk görevine ısrarla devam etmiştir. O tarihlerde imparator olan Aurelian onu zorla bu görevinden uzaklaştırmıştır.

Tanrı’nın yapısını özellikle mantıkla kavramaya çalışan Dynamistik Monarkianizm hiçbir zaman geniş taraftar kitlelerine hitap eden bir görüş olamamıştır. Ama onun karşısında Modalistik Monarkianizm hem yaygın hem de popüler bir öğreti olmuştur.

Modalistik Monarkianizm

Dynamistik Monarkianizm Tanrı’nın Üçlübirlik doğasını kabul etmemişe benzerken Modalistik Monarkianizm bu öğretiyi adeta savunmuştur. Ama bunun yanında her iki ekol de Tanrı’nın birliği öğretisini korumaya çalışmıştır. Modalistik Monarkianizm ise aynı zamanda İsa Mesih’in Tanrılığına da inanmıştır. Baba terimi sanki Tanrı’nın ta kendisi için söylendiği düşünülüğünden Söz’ü Tanrı’dan ayrı tutuyormuş gibi gösterdiği için bu terimi vurgulayan görüşlerden bile rahatsız olmuşlar ve bu tip görüşleri iki tanrılılık olarak nitelendirmişlerdir.

Modalistik Monarkianizm’i savunanların arasında ikinci yüzyılın sonunda aktif olan İzmirli Noetus bulunuyordu. Ayrıca Millard Erickson meşgul beden anlamına gelen ve adama belki de lakap olarak verilen Praxeas isminde bir kilise görevlisinin de üçüncü yüzyılın başlarında Modalizm savunucuları arasında bulunduğunu getirmiştir. Özellikle de Tertullian’ın bu kişiye karşı koymak için yazdığını da belirtmiştir.[1] Praxeas ve Noetus’a göre Baba, İsa Mesih olarak doğmuş ve böylece şekil ya da bir nevi kostüm değiştirerek Oğul olmuştur. Çarmıhta da Baba Oğul olarak acı çekip ölmüş ve Baba olarak da kendini diriltmiştir. Bu öğretişin teknik terimi tarihte Patripassianizm’dir ve yanlış öğreti olarak ret edilmiştir.

Aynı dönemlerde yaşayan Sabellius ise Modalistik Monarkianizm’i, hem yazılı hem de sözlü olarak daha akıllıca öğreten ve yayan başka bir kişidir. Sabellius bu öğretiyi geliştiren ve ayrıntılı olarak sunan bir kişi olduğu için bu öğreti tarihte Sabellianizm olarak da tanımlanmıştır.

Öğretinin özü kendini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak tanımlayan tek bir tanrısal varlık inancıdır. Bu inanca göre kişi aynıdır ama, belli zamanlarda uygun olan şekli almıştır. Eski Anlaşma döneminde Baba, Yeni Anlaşma döneminde Oğul ve Pentikost’tan sonra da Kutsal Ruh olmuştur. Bir tiyatro oyununda tek bir kişinin kostüm değiştirerek üç değişik karakteri canlandırması gibidir. Buna göre Üçlübirliğin Modalistik çözümü üçlükteki tekliği kavrama zorluğuna bir kolaylık getirmiştir. Sabellius’un bu formülü ile üç kişi ile değil ama tek kişide farklı isim, görev veya eylem olduğunu söyleyerek Üçlübirlik sorununa çözüm getirdiklerini düşünmüşlerdir. Hatta bunu güneş örneğini kullanarak açıklamaya çalışmışlardır. Güneş ışığıyla parlaktır, ısısıyla sıcaktır ve şekliyle yuvarlaktır. Günümüzde de kilisede Üçlübirliği açıklamak için bu ve buna benzeyen yumurta, kaset gibi örnekler kullanılmaktadır. Ama Üçlübirliği anlayabilmek ve anlatabilmek Kutsal Kitap ayetleri dışında vereceğimiz bütün bu tip örnekler yanlış ve yetersizdir.

Kilise, gerçek doktrinini şekillendirirken, Modalizm’in zayıf noktalarını da ortaya çıkarmıştır. Kutsal Kitap’ta Üçlübirliğin üyelerinin aynı anda sahneye çıktığı örneklerde bulunmaktadır. İsa’nın vaftizi sırasında İsa vaftiz olmakta, Baba hoşnut olmakta ve Kutsal Ruh’ta aynı anda bir güvercin gibi İsa’nın omzuna konmaktadır.

Matta 3:16-17 İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü. 17 Göklerden gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum” dedi.

İsa’nın görünümünün değiştiği dağdaki olaylar, İstefanos’un ölümü ya da İsa’nın Baba’sına dua ettiği ayetlerde bu örneklere eklenebilir. Ayrıca İsa’nın Kutsal Ruh’un gelişinden söz ettiği ayetler de Modalizm için ciddi sürçme taşları oluşturmuş ve bu öğretinin reddedilmesine neden olmuştur.

Modalizm Roma’da Zefyrinus (198-217) ve Kallistus (217-222) adındaki iki gözetmen döneminde kısmen de olsa kabul görmüştür. Kallistus Sabellius’u kiliseden attığı halde kendisi Baba ile Oğul’un ayrı olduğunu ve Ruh’un bakire Meryem’de beden almış ve Baba’dan farklı olmadığını duyurmuştur. Aynı zamanda Kallistus Baba’nın kendisinin acı çekmediğini ama, Oğul’un acı çekmesiyle acı çektiğine inanmıştır. Kallistus sanki Modalizm’in öğretilerini hafiften gözden geçirerek yeniden sunmuştur.

Adı geçen bu iki gözetmenle aynı dönemde Roma’da bulunan Hippolytus, bu iki gözetmenin savundukları görüşlere yazılı ve sözlü olarak var gücüyle karşı koymuştur. Hippolytus, özellikle Kallistus’u çok ağır bir dille eleştirmiştir. Yandaşları Hippolytus’u bir ara karşıt gözetmen olarak göreve bile getirmişlerdir. Bunun karışlığında da Kallistus, Hippolytus’u iki Tanrı’ya inanmakla suçlamıştır.

Kallistus, Modalist’ti ama, Montanistler’e karşıydı. Modalizm’in kökü Montanizm olmasına rağmen bir kişi Modalist olup Montanistler’e ya da tam tersi Montanist olup Modalistler’e karşı olabiliyordu.

Modalizm’e karşı olan kilise babalarından biri de daha önce de belirttiğimiz gibi Tertullian’dır. Hatta Tertullian, Praksiyas’a Karşı isimli kitabını Modalizm’e karşı yazmıştır