#28941
Anonim
Pasif

Elçisel (Apostolik) Kilise Babaları


1.yüzyılda daha çok İsa’yı tanıyan İsa’yla birlikte çalışan elçiler vardı. Ama 2.yüzyıla geçişte elçilerden sonra onları takip eden kilise babalarını görebiliriz.
Elçiler öldüler. Ama o zamanın birçok kilise önderi ya elçileri tanıyordu, ya onların öğrencileriydi, ya da yetkilerini onlardan almışlardı. Elçilerden sonra gelen bu önderlere elçileri tanıdıkları ya da elçiler tarafından yetiştirildikleri için Apostolik (Elçisel) Kilise Babaları diyoruz.
Kilise Babaları kilise içinde çalışan önderlerdendir ve diğer görevlilerden daha kutsal değillerdir. Zaten kendi dönemlerinde bu kişiler kilise babası olarak anılmamışlardır. Daha sonra kilise kendi içinde bu isimleri vermiştir. Kilise babaları dönemi Augustin’le kapanmıştır. Ama Augustin batı kilisesinin en önemli babalarından biri olmasına rağmen doğu kilisesi Augustin’i kilise babası olarak tanımamaktadır.

Romalı Klement (30-100) Petrus’un öğrencisiydi. Aslında Klement’in hayatı ve yaptıkları hakkında az şey bilinmektedir. Klement hakkında bildiğimiz, özellikle, 96 yılında Korint’teki Hıristiyanlara yazmış olduğu uzun bir mektuptur ve mektubunda kilisenin birliği, kişilerin hayatlarını temiz tutması konularına değinmiştir. Mektupta farklı kiliselerde farklı uygulamaların olduğu da anlaşılmaktadır. Bu mektup aynı zamanda Petrus’un Roma’da ölmüş olduğunu, Pavlus’un da İspanya’ya bir yolculuk yaptığını ve Neron zamanında Hıristiyanlara işkenceler yapıldığını doğrulamaktadır. Tarihçi Eusebius’a göre Romalı Klement Pavlus’un Filipililer’e mektubunda adı geçen Klement’le aynı kişidir.

Filipililer 4:3 Evet, gerçek yoldaşım, sana da yalvarırım, bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klement’le ve adları Yaşam Kitabı’nda bulunan diğer emektaşlarımla birlikte Müjde’yi yaymak için mücadele ettiler.

Roma kilisesinin, Linus ve Kletus’tan sonra üçüncü episkoposu olarak bilinmektedir. Aslında o dönemde henüz bu dönemdeki gibi episkoposluk sistemi yoktu. Hatta bazı yerlerde birden fazla episkopos bile olabiliyordu. Bu yüzden elimizdeki bilgilerle bu konuda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Klement’le aynı dönemde yaşayan Antakyalı İgnatius’un Roma’ya yazdığı bir mektupta mektubunu ihtiyarlara hitap ettiğini biliyoruz. Eğer o dönemde Roma’da bir episkopos olsaydı İgnatius mutlaka mektubunu episkoposa hitaben yazardı. Klement kendisi de yazılarında Pavlus gibi ihtiyar ve episkopos kelimelerini birbirinin yerine kullanmış ve tarzı da Pavlus’un tarzına benzemektedir. Bütün bu bilgiler de bize 2.yüzyılda belki de henüz tek bir episkopos ya da önder olmadığını göstermektedir.

Antakyalı İgnatius (30-110) da Apostolik Babalardandır. Suriyeliydi. İgnatius’un kelime olarak “Tanrı tarafından taşınan” anlamına gelmektedir.

Luka 18:16 Ama Isa çocukları yanına çağırarak, «Bırakın, çocuklar bana gelsin, onlara engel olmayın!» dedi. «Çünkü Tanrı’nın Egemenliği böylelerinindir.

Bu yüzden geleneğe göre bu ayette İsa’nın kucağına aldığı çocuğun İgnatius olduğu tahmin edilmektedir. Yaşına bakıldığında da bu mümkün olabilir. Ama kesin bir şey söyleyemeyiz. Petrus’un öğrencisiydi. Petrus tarafından Antakya episkoposu olarak atanmıştı. İgnatius Pavlus, Yuhanna hatta diğer elçileri de tanıyor olabilir. İgnatius “monarşi episkoposluğun” ilk kurucu olarak bilinmektedir ve kendisini episkopos olarak adlandıran ilk kişidir. Kilisenin birliğine ve önderliğe o kadar çok önem veriyordu ki mektuplarında özellikle bu konularla ilgili yazmıştır. Episkoposun kilisenin birliği için bir güvence olduğunu söyleyen İgnatius bu konuda o kadar çok ileri gitmiştir ki episkopos yanlış söylese bile ona boyun eğip itaat etmek gerektiğini ve hatta episkopos olmadan yapılan vaftiz törenin yasal olamayacağını ve efkarist Rabbin sofrasından alınamayacağını söylemiştir.daha da ileri giden İgnatius episkoposu onurlandıranın Tanrı’yı onurlandırmış olacağını söylemiştir.

İgnatius Hıristiyan olduğu için tutuklanmış ve Roma’da arenada hayvanlar tarafından parçalanarak şehit olmuştur. Roma ya giderken yoldaki Hıristiyanlara uğramış, onları teşvik etmiş ve onlara mektuplar yazmıştır. İgnatius şehitlik mertebesine ulaşmayı çok istemiştir. Hatta Roma’daki imanlılara yazdığı mektuplarında “Şehit olmama engel olmayın” diye de belirtmiştir. İgnatius büyük bir tutkuyla İsa’ya bağlıydı.

İsa’nın vücut bulmasını sadece bir görünüş olduğunu söyleyenlere karşı -ki bu daha sonraki dönemlerde Dosetizm adı ile bilinecek olan sapkın öğretinin ilk belirtileridir- İgnatius, Rabbin gerçekten beden aldığını ve çarmıhta acı çektiğini vurgulamıştır. Zaten aksi olsaydı kurtuluş mümkün olmaz ve inancımız boş olurdu.

Hermes ( -150) Apostolik babalardan birisiydi ve Roma episkoposuydu. Hermes’e ait olduğu düşünülen bir kitap bulunmaktadır. Bu kitabın Hermes’e ait olduğunun düşünülmesinin nedeni kitabın adının “Hermes’in Çobanı” olmasıdır. Kitapta önce imandan düşen sonra da tekrar Rab’be dönen ve melekler tarafından yol gösterilen bir adamdan bahsedilmektedir. Yazar Hermes, Roda adında bir kadına satılmış bir köledir, fakat Roda daha sonra Hermes’i serbest bırakır. Hermes de özgür kaldıktan sonra ticaretle uğraşır, çok zengin olur ve evlenir. Hermes Hıristiyan bir adam olmasına rağmen ticaret yaparken ahlak kurallarına uygun davranmaz. Zengin olduğu bu dönemde Hıristiyanlara yapılan zulümler sırasında bütün servetini kaybeder ve Hıristiyan olamayan çocukları tarafından reddedilir. Bu kitap alegorik bir kitaptır ve kitapta bir Hıristiyan’ın kendisi Rab’le yürürken çocuklarının da Rab’le yürümesini sağlamaları gerektiğini anlatmaktadır.

Policarp (69-151) İzmir episkoposu ve Yuhanna’nın öğrencisiydi. Policarp Filipililer’e bir mektup yazmıştır ve mektupları Pavlus’un mektuplarına benzemektedir. Policarp’ın yazdığı mektuplarda Yeni Anlaşma’dan alıntılar olduğunu görüyoruz. Bu da bize o dönemde Yeni Antlaşma yazılarının varolduğunu ve yaygın bir şekilde kullanıldığını göstermektedir.

Policarp İzmir tiyatrosunda halkın önünde bir odun yığını üzerinde yakılarak öldürülmüştür. Policarp’ı önce tutuklamışlar sonra da yaşlı ve sevilen bir adam olduğu için serbest bırakmak istemişlerdir. Fakat ondan serbest kalmak istiyorsa İsa’yı inkar etmesini istemişlerdir. Policarp ise onlara “86 yıldır hizmet ettiğim ve beni asla terk etmeyen sadık Rabbim’i nasıl inkar edebilirim” demiştir. Bunun üzerine arenaya götürülen Policarp’a tekrar bir şans vermişler ve ondan bu kez de “Hıristiyanlar kafirdir” demesini istemişlerdir. Policarp ise Romalıları gösterip “Bu kafirlerden kurtulalım” demiştir. Bunun üzerine yakılarak öldürülmüştür. Hatta ateşin önce bir süre Policarp’ı yakmadığı ve bunun üzerine de bir askerin Policarp’ı mızrakla öldürmeye çalışırken ateşe düşüp onunla birlikte yandığı anlatılır.

Papius (60-130) Yuhanna’nın öğrencilerinden biriydi, Policarp’ın arkadaşıydı, Pamukkale bişobuydu. Papius’u önemli yapan özelliklerden biri de Yeni Anlaşma’daki yazıları yorumlamasıdır. Papius’un Markos’un ve Petrus’un söylediklerini kaleme aldığı tahmin edilmektedir. Papius, Matta’nın Müjde’yi İbrani’ce yazdığını söylemiştir. Papius’un günümüze hiçbir yazısı ulaşamamıştır. Ama Papius’dan 200-300 yıl sonra yaşayan Eusebius’un yazılarında Papius’un yazılarına rastlanmaktadır ve bu yazılardan bildiğimize göre Papius İsa’nın dirilişinden sonra bin yıl egemenlik süreceği Milenyum görüşüne inanıyordu.