#28470
Anonim
Pasif

Dünya ilişkin bir diğer sorun da, Tanrı'nın asla bir şey söylememesidir. Taraflardan biri konuşmayı reddederse, ne tür bir diyalog, ne çeşit bir kişisel ilişkiden söz edilebilir ? Bir kerecik olsun duyabileceğim şekilde Tanrı şu iki minik sözcüğü neden söylemez ki : ” Seni dinliyorum “ Tanrı'nın sessizliği beni dinlemediğini ve dualarımın karanlıkta ıslık çalmakla ya da en hafif tabiriyle, yalnızca kendi kendime telkinde bulunmakla bir olduğunu göstermez mi ? Öyleyse, ne diye öğretiye ve başkalarıyla olan ilişkilerime kafa yorarak bu hayal kırıklığından kaçınayım ? Ben de taş duvara doğru son bir defa daha seslenirim, ” Ey Tanrı, neden hiç konuşmuyorsun ? “ Bütün duyacağım kendi sözlerimin yankısından ibaret olur .

Ancak…

Yankılanan benim sesim mi, yoksa O'nunki mi ? Neden Tanrı'nın ille de benim sesime benzemeyen bir sesle konuşması için ısrar ediyorum ? Aslında O'na ait olan gerçekleri kendi sözcüklerimle tanımam daha daha derin bir tatmin sağlamaz mı ? Ben O'nunla konuşmaya uğraşırken, O benim düşüncelerimin içine işleyerek çalışıyor. Herhalde, bundan daha kişisel davranamazdı. Pek çok durumda olduğu gibi, O'nun cevabı, duamın yankısıdır. Tanrı'yla bir çocuğun babasıyla konuşması gibi konuşabilmem bir hak değil, bir ayrıcalık. Bunu ilk açıklayan İsa oldu ve bu ayrıcalığı bize sağlamak için korkunç bir bedel ödedi. O'nunla konuşmamı istediğini söyleyebilmek için bu denli ileri adımlar atan bir Tanrı'nın sonradan dinlememesi mümkün mü ? Tanrı, en azından düşüncelerimi istila eden, görünmez ve sessiz arzu nesneleri kadar gerçek ve yanı başımdadır. O'na hitap edebilme ayrıcalığıma, değersizliğim nedeniyle ne kadar asaletten uzak , kısa ve lekeli olursa olsun , her zaman sahibim. Yaşamın her anını Tanrı'yla bilinçli bir temas halinde sürdürmemi engelleyen şey, dua edip O'na kulak vermeyi reddetmemdir. ( T. E. SCHMIDT )

Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.