#28617
Anonim
Pasif

Duaya karşı bütün itirazlarımızın temelinde Tanrı’ya inançsızlığın yatıp yatmadığını merak etmişimdir. Tanrı yoksa, çoğu inançta ortak olan bir tür meditasyonun az çok tedavi edici etkisi dışında dua etmek ne kadar aptalca bir vakit israfı olurdu. Demek ki, Tanrı’nın olup olmadığını anlayabilmek gayretiyle bir şeyler istiyor ve bir şeyler duymaya çalışıyoruz. Sonra da benim gibi insanlar çıkıp Tanrı’nın orada oluşuna yönelik bütün makul itirazları hesaba katarak böyle eften püften tartışmalar uyduruyor. tanrı varsa, seslenildiğinde bir takım hilelere başvurarak kimseyi inanmaya zorlayacak değildir. Böylesi büyücülük olurdu. Tanrı yoksa, insanların O’na bağladıkları sevgi, kuşkucuların aklını kurculamayı sürdürecektir. Çağlar boyunca, en basitinden en gelişmiş beyne kadar hepimiz daima kuşkuya da imana da yeterince yer ayırarak ilerlemnekteyiz. Bu ebedi bir gerginlik ve ebedi bir seçimdir. Bu evrimsel bir tesadüf mü yoksa Tanrı’nın planındaki muhteşem zenginliğin bir başka yüzü mü ? Tek yapabileceğim şöyle akıl yürütmeye devam etmek; Tanrı, O’na güvenerek bu sorunla yaşamamızı ve O’nunla olan diyaloğumuzu sürdürmemizi istiyor.

Ancak Tanrı’yla konuşmanın iyi olduğunu kabul ettikten sonra, bunun yöntemi hakkında akla pek çok soru takılır. ” Ne kadar sık dua etmem gerekir ? ” ” Tanrı’ya nasıl seslensem ? ” ” Nezlemin geçmesi için Tanrı’ya dua etmem yerinde olur mu ? ” Bu sorular içerik ve biçim bakımından çeşitli gruplara girer ve aşağıda söz ü edilen Yeni Antlaşma kalıpları için birer örnek oluştururlar. İki bin yılda, dua hakkında kimi yararlı kimi tehlikeli pek çok gelenek oluştu.Şu andaki uygulamayı haklı göstermek için Yeni Antlaşma’yı kullanma eğilimi bu alanda başka alanlarda olduğundan daha yaygındır. Yapmamız gereken yüzyılların oluşturduğu gelenekleri eşeleyip duanın ilk inanlılar için ne ifade ettiğini yeniden keşfetmek ve bizim için de ne ifade edebileceği üzerinde düşünmektir. ( T. E. SCHMIDT )

Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.