#29620
Anonim
Pasif

Aşağıdaki yazı; Server TANİLLİ’nin ” Yüzyılların Gerçeği ve Mirası ” adlı eserinin 1. cildinden alınmıştır:

İsa’dan önce 1. bin yılın ortalarında, Hint’te, köleci rejimin iyice geliştiği ve büyük devletlerin doğduğu bir devirde, Brahmanizm, artık doyuramazdı köle sahiplerini. Budizm doğdu.

Budizm, Buda’dan geliyor; ” aydınlamış ” demek. Efsaneye göre, yeni dinin temel ilkelerini koyup yaydığı kabul edilen kişinin takma adı bu.

Budizm, İsa’dan önce VI ve V. yüzyıllarda kesinlikle ortaya çıkmıştı.

Doğduğu dönemde, köleciliğin gelişmesi ve kölelerin sömürüsü üzerine kurulu despot devletlerin ortaya çıkışı, giderek sosyal eşitsizliğin yaygınlaşması sonucu, toplumun bağrında gitgide daha keskin hale gelmişti.

Ne getiriyordu Budizm ?

Budizm’e göre, çalışanların kendi ruhlarını kurtarmaktan başka bir amaçları olmamalı ve sosyal ilişkileri değiştirme konusunda her türlü girişime sırt çevirmelidirler.

Budizm de ” metampsikoz ” görüşünü ele aldı. Ona göre, yaşam kötüdür; acı çekmek demektir yaşamak. Öyle olunca da, ruhun birbiri arkasına yeniden doğuşlarını engellemeli, ” nirvana ” ya varmalı, yani ruhu yok edip ortadan kaldırmalı. Ruhun yeniden doğuşu, daha önceki yaşamda yapılan eylemlere göre olacaktır ve insanın davranışı da, bizzat arzularının bir sonucudur. İşte, bu arzulardan vazgeçme yoluyladır ki, ” nirvana ” ya varılacaktır. ” Selamet ” lerini isteyenler, dünyanın boş gururlarından kaçınmalı ve keşiş olmalıdır.

Budizm, koruyucu tanrılar kabul etmiyordu, kurban da ; herkesin ruhunu, kendi eylemleriyle yeniden doğmaktan kurtarabileceği andan başlayarak, rahipler de gereksizleşiyordu. Köken, soy sop, şu ya da bu guruptan gelme, şu ya da bu vamadan olma, nirvanaya erişmek için hiçbir rol oynamıyordu. Yalnız köleler bundan yoksundu; çünkü, arzularından sıyrılsalar da, eylemlerinde özgür değildirler.

Budizm, edilgenliği, gerçekliğe tevekküle boyun eğmeyi öğütlediğinden, giderek ezilenleri ezenlere karşı mücadelelerinde manevi bakımdan silahsızlandırdığından, zulme uğramak şöyle dursun V. yy. dan başlayarak, köleci soyluların desteğini bile sağladı. Örneğin, Asoka zamanında, Moryalar imparatorluğunun ideolojik temeli oldu; Asoka’nın kendisi de Budizm’e girdi ve Hint’te ve Hindistan dışında destekledi onu. Keşiş toplulukları da, gitgide daha bol ve pahalı bağış ve armağanları kabul eder oldular. O devirde, şu ya da bu kökenden gelmek, şu ya da bu kabileden olmak, önemli bir rol oynamıyordu zaten; önemli olan, zenginlikti, eldeki kölelerin sayısıydı. O nedenle, Budizm, kabile inanışlarından üstün de olsa, gelişmekte olan büyük köleci devletler için çok ciddi ideolojik bir temeldi. Ayrıca, iyi örgütlenmiş ve disiplinli keşişler, iktidardaki sınıfın hizmetinde daha etkin bir rol oynayabilirlerdi; Brahman rahipler, aralarında hep bölünmüş olmalarından dolayı, bu hizmeti yerine getiremez olmuşlardı çünkü.

Rabbin sevgisi ve ışığı sizinle olsun.

Lütuf, İsa Mesih’i sevenlere ölümsüz sevgiyle !

” En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun, yeryüzünde O’nun hoşnut kıldığı insanlara esenlik olsun ! ” ( Luka 2:14 ) hisusa